Yapay zekâ, cümleleri o kadar düzgün kuruyor ve o kadar emin bir tonla cevap veriyor ki; biz onun her şeyi “anladığını” varsayıyoruz. Oysa o her zaman “doğru” olanı değil, verilerine göre “uygun görünen” cevabı üretir. Güzel konuşanı bilgili, akıcı yazanı bilge sanma hastalığımız, yapay zekâ karşısındaki en büyük zafiyetimizdir.
Model dediğimiz yapı, ne kadar “akıllı” görünürse görünsün, nihayetinde onu besleyen verinin bir yansımasıdır. İçinde ne bir vicdan barındırır ne de feraset.
Bugün bu modeller rapor hazırlıyor, çeviri yapıyor, hatta bizim yerimize kod yazıyor. Bunlar muazzam kolaylıklar, küçümsemek hata olur. Ancak insanın o süzgeçten geçmiş, çileyle pişmiş akıl terini bir kenara bırakıp her şeyi bu modellerin “tahminlerine” emanet etmek, toplumsal bir zihin tembelliğine davetiye çıkarmaktır.
Yeni çağın sınavı da budur: Etkileyici görünen bu sistemlerle akılcı bir mesafe kurabilmek. Unutmayın; yapay zekâ modeli ne kadar gelişmiş olursa olsun hala bir araçtır. Ve her araçta olduğu gibi, direksiyonda oturması gereken yine insanın o sorgulayıcı, emek veren ve akıl teri döken iradesidir.