Burada Sarıgül Çiftliği'ni hatırlayan kaç kişiyiz?
B

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

BEHZAT ŞAHİN

@behzatsahin7

55T’ye platonik bir bağım var galiba. Tamam, işe giderken binip Cibali durağında iniyorum da Küçükköy ne alâka? 55T’nin son durağı Gaziosmanpaşa. Oradan Küçükköy az buz yol değil. Ama sadakat diye bir şey var, otobüsüme biner gerekirse yayan devam ederim. N’olacak? 

Sarıgül Restaurant’a gitmeyi daha önce denemiştim, kandile denk gelmişti. Bu kez hafta ortası bir gün fırsat buldum, çarşambaydı. Hatta işler sıkıştırdı, yarına mı ertelesem diye düşündüm; öyle yapsaymışım kapı ikinci kez duvar olacakmış bana, her perşembe haftalık tatilleriymiş.

Sarıgül’ün iki ayrı girişi var. Nereden isterseniz.

Sarıgül, iki cadde arasında. Bir cephesi Küçükköy Yolu Caddesi’nde, diğeri, bana göre ana giriş olan, Sokullumehmetpaşa Caddesi üzerinde. İkisinin cephesi de dışarıya kapalı, ışık sızmıyor. 

İçerisi kalabalık. Birkaç masa boş. Hemen sağda büyük bir salon karşılıyor, sonunda da kasa ve mutfak var. Servisteki iki garsonu bölmemek için kasaya yöneldim, kasadaki beyefendi köşedeki dört kişilik masayı gösterdi. Tam benlik, neredeyse bütün salona hâkim. 

O kadar yürüdüm, soluklanmayayım mı? Soluklanma birası tek seçenek, mavi renkli firmanın, serçe tabir edilen 30 cl’lik tombul şişesi. Evet, tam amaca uygun. Eğer susuzluk gidermek ya da cila ise amaç, 50’lik de gelse ısınmadan o kadarı içilebiliyor. O bile bitmedi.

Bence de iyi bir ölçü serçe bira.

İçerisi özenli bir dekorasyon ve aydınlatmaya sahip. Duvar traverten taş kaplı. Aralarında lambri geçişler var. Her şey pırıl pırıl. Sandalye ve masalar da yeni, rahat. Dörder kişilik 20 kadar masa var.

Bir iki yıllık bir mekân mı acaba? Değilmiş. 

Erkek erkeğe bir ortam ama herkes adabıyla.

Dört televizyon ekranının ikisi açık, ikisi kapalı. Birinde at yarışı, diğerinde bir müzik kanalı var. Tuvaletin girişi paravanla çevrili, kabinin birinde pisuvar, diğerinde lavabo ve alaturka tuvalet bulunuyor. Yenilenmiş ve temiz. 

Duvarlarda asılı halıya dokunmuş iki portrenin biri Atatürk, öteki? Öğrenirim. Hele bir rakıya geçeyim.

Meze dolabının başına geçtiğimde kasada duran beyefendi siparişimi almaya geldi, Selim Bilir (50), sahibiymiş. Şimdi başı kalabalık, tafsilatlı bilgiyi sonra alırım, meşgul etmeyeyim.

30 kadar meze çeşidi var.

Dolapta 30 kadar meze çeşidi var; seçmek zor. Selim beyin önerileri neler? 

“Ben hepsini yiyorum” dedi. 

Dil salatası her yerde bulunmaz. Çılbır da varmış, ilk kez bir meyhanede rastladım. Yaprak dolma? 

“Onu biz yapmıyoruz.” 

Kalsın. Bombay pilaki, soslu patlıcan da alayım, hepsi yarımşar. Soka da var, Bosna’dan getirtiyorlarmış. Kendileri de yapmış ama aslı gibi olmamış. Ara sıcak? Yokmuş. Ana yemeğe de yer kalsın. Bir de 35’lik, daha ne olsun.

Soldan sağa: Bombay fasulye pilaki, çılbır, soslu patlıcan (şakşuka), dil salatası.

Dedim ya, daha önce de gelmeye yeltendim. Tekrar gelmeye beni motive eden, yazılarımı takip eden, buranın müdavimlerinden Hüseyin Karaoğlu’nun mesajı oldu. Mutfağını pek övüyor, müşteri kitlesini de “Çoğunluk göçmen” diye belirtiyordu; Balkanlardan.

Salon pırıl pırıl. Müdavimler adabıyla yiyip içiyor.

Benim gözlemlediğim kadarıyla tamamı erkek olan müşteri kitlesi hiç de homojen değil; Türkiye’nin her yerinden. Herkes kendi muhabbetinde, sarkamıyorum hiçbir masaya. O zaman ne yapıyorum? Kulak kabartıyorum. Önümdeki iki kişiden çok konuşanı, eşiyle birlikte yaptığı Türkiye turunu anlatıyor. Ama turun ortasında ehliyeti kaptırmış alkollü araç kullanmaktan. 

Diğer masadaki iki kişi araba alım-satım işinde. Yok, galerici değil, ayak üstü. Mersin’de cambaz derlerdi bu tür ticaret yapanlara.

Kalabalık grup mavi renkli bira firmasının pazarlama ekibi, daha çok iş-güç konuşuluyor. Diğer masaları duyamıyorum haliyle. Benden bu kadar.

İçerideki uğultudan müzik de pek duyulmuyor. Ne dinleyemiyoruz, onun bile farkında değilim. Müslüm Gürses diye dinlediğim sesin Metin Şentürk olduğuna sonradan aydım. Bütün yüzeyler çıplak olunca ses daha uzun süre dolaşıp uğultuya dönüşüyor. 

Moda şubemizi açtığımızda (Aralık 2004), aynı dertten mustariptik. Yerler çıplak ahşap, tavan boş, camlar, örtüsüz masalar… İşin mühendisleri bir hesapladı ki, ses kaynaktan çıktıktan sonra en az dört saniye dolaşıyormuş. E haliyle uğultuya dönüşüyor. Çaresi? Yumurta viyollerine benzer, özel ses emici malzemelerle kaplandı tavan. Ben bu kadar somut çözüm tahmin etmiyordum; bir saniyeye düştü sesin dolaşım süresi. Artık herkes birbirini duyuyor, dolayısıyla daha yüksek sesle konuşma gereği hissetmiyor. 

Bodrum kattaki birahane ayrı bir dünya. Nerede yaşamak isterseniz.

Bir ara bodrum kata indim, tam bir pub. Bambaşka bir havası var. Merdivenin altı bar, sağlı sollu masaların kimi bistro tarzı kimi normal yükseklikte. Genellikle yalnız erkeklerden oluşan bira içicileri var. Burada da bira tek marka ama ithal-yerli bütün çeşitleri var. Bardaki beyefendi Bülent Bilir (46), üst kattaki Selim beyin kardeşi. 14 yaşından beri işin içinde. Tüm hikâyeyi Selim beyden öğreneceğim belli ki. 

Bülent bey birahaneyi yönetiyor.

Ana yemek siparişimi salon şefi Mehmet bey (Kaya, 53) aldı. 20 yıldır burada. 1987’de başladığı meslekten emekli hem de. Çeşit tatmak istediğim için karışık ızgara istedim, tavuk hariç. “200 gram yeter mi” dedi. Meğer ızgaralar kilo hesabı servis ediliyormuş. Güzel. Köfte, kuzu şiş, bonfile tek tabakta. Çok iyi ızgara edilmişler ama köftenin yeri ayrı. Bulut gibi.

Selim bey dört kardeşin en büyüğü. Babası Sarı Recep’ten el almış.

Nihayet Selim beyin boş anını yakaladım. Anne tarafından Arnavut, 1987’de burayı kuran babası Recep bey Edirneli:

12 yaşımdan beri buradayım. Babamdan sonra işi devraldım. Dört kardeşiz, biri aşağıda (Bülent bey), biri yandaki ganyan bayiini işletiyor, biri de joker. Nerede boşluk varsa.”

Her şey kendi kontrollerinde. Peki, Sarıgül adı nereden geliyor?:

Babama Sarı Recep derlerdi. O zamanlar Sarıgül Çiftliği diye bir dizi vardı. Lâkabıyla birleştirip Sarıgül koydu adını.”

İkisi de sarışın.

Halıya dokunmuş ikinci portrenin de sırrı çözüldü; Edirneli Sarı Recep.

Şimdi bir parantez açmam şart. O diziyi hatırlayıp hayatta kalanların bir gözü toprağa bakıyor artık; benim gibi. Şurada bilemediniz 80-100 yıl daha yaşarız.

Efendim, dizinin orijinal adı ‘The Yellow Rose‘ idi. Olay Teksas’ta geçse de dertleri derdimiz olmuştu. Hani bir işaret verseler cenge giderdik ‘Yellow Rose’ için. Bak şimdi aklıma geldi, bir de Dallas vardı. Ceyar’a (J.R.Ewing’e) acayip ayar oluyordum, gençtik tabii. Meğerse karaktere can veren Larry Martin Hagman (1931-2012), bizdenmiş. İyi içermiş. Saygılar. Bu parantez çok uzadı, mekâna dönelim.

Dükkân kira ama mülk sahipleri Almancı, ikinci kuşağa devrolmuş:

Mülke iyi bakıyoruz, kirayı aksatmıyoruz. Çocuklar geldiğinde ziyaret için konum istiyor.”

Sorun yok yani. 

Perşembe günleri, kandiller, ramazan, dini bayramlar kapalı. 12.00-24:00 saatlerinde servis veriyor. 

“23:30’da mutfak ve lambalar kapanır, gece yarısında kimse kalmaz.”

Neden Perşembe?

“Haftanın en ölü günü perşembe, hem de hafta sonuna dinç gireriz.”

Başka hassasiyetler de var belli ki, bize ne.

Izgara etler leziz, özellikle köfte. Hatır için çiğ olmasa da tavuk da yedim.

Tavuk yemediğimi görünce “Bizimkini bi dene” dedi. Hatır için çiğ tavuk yerim. Evet, güzel, ama hormonlu tavuk.

Hesabım 1985 lira. Serçe bira 105, 35’lik 870, mezeler 140-190, et sote 320, çoban kavurma 350, ızgara et ve tavuk kilo hesabı. 

55T’ye yetişmem gerek. Hayır, başkasını istemem. 25 dakika yürümek nedir ki bu vuslat için?