Kürt gazetecilerin yargılandığı ‘KCK Basın’ davasında reddi hakim talebi reddedildi. 10 Eylül 2012’de 36 tutuklu 46 sanıkla başlayan davada halen 19 medya çalışanı tutuklu olarak yargılanıyor.
İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dokuzuncu duruşmanın ilk gününde, tüm sanıkların avukatı Sinan Zincir, mahkeme heyetinin başından beri tarafsız olmadığını düşündüğünü ifade ederek, “Bu durumlardan dolayı heyetinizi reddediyoruz. Heyetinizin reddi için de müvekkillerimizle görüşmek için süre talep ediyoruz” dedi.
Mahkeme Başkanı Kazım Kahyaoğlu da, “Taleplerinizi kabul etmek zorunda değiliz” karşılığını verdi.
Zincir’in “Siz burada gazetecilerin gazeteciliğini kabul etmiyorsanız, heyetinizi reddediyoruz. Ayrıca yargılamanın durdurulmasına ilişkin verdiğiniz karara ilişkin müvekkillerimizle görüşüp yargılamanın yarına bırakılmasını istiyoruz” demesi üzerine kısa bir ara veren mahkem heyeti, reddi hakim talebinin yasaya ve usule uygun olmadığından reddine karar verdi.
Tekrardan söz alan avukat Zincir, mahkemenin ara kararı dahi yanlış oluşturduğunu ifade ederek, “Özel Yetkili Mahkemeler, bu aşamadan itibaren gayrimeşrudur. Bu yargılamayı yapmayı ahlakı ve vicdanı görmüyoruz. Bu mahkemeyi tanımak tanımamak konusunda ise, müvekkillerimizle görüşmek için süre talep ediyoruz” diye konuştu. Davaya yarınki duruşmayla devam edilecek.
Balbay: Bu davayı tanıyorum
Duruşmayı kısa bir süre önce cezaevinden çıkan CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay da yerinde takip ederken, “Gazetecilerin yargılandığı bütün davalarda ayrımsız bütün gazetecilerin serbest bırakılması gerekir” dedi.
“Buradaki davayı ben tanıyorum” diyen Balbay şöyle konuştu, “Çünkü iddianameyi ilk okuduğumda bana çok tanıdık geldi. Gerçekten yapılan haberler, yapılan görüşmeler, çıkan bir kartvizit, bilgisayarındaki bir not bütün bunlardan oluşturulmuş bir yargılama. Bu gerçekten gazetecilerin değil gazeteciliğin yargılanması. Mesleğin yargılanması. Bu anlamda hepimiz tehdit altındayız. Bunu böyle görmek gerekiyor. Zaten Türkiye’de can güvenliğinden bile önemli olan hukuk güvenliğinin ne kadar zaaf içinde olduğunu bugün bu ülkenin en üst noktalarındaki kişiler de görmüş oldular, yaşamış oldular. Gazetecilerin yargılandığı bütün davalarda ayrımsız bütün gazetecilerin serbest bırakılması gerekir” dedi.
‘Arkadaşlarımızı serbest bırakın’
Dava öncesinde ise aralarında Aslı Aydıntaşbaş, Aydın Engin, Ahmet Hakan, Ece Temelkuran, Eren Keskin, Hasan Cemal, Hüseyin Aykol, Kadri Gürsel, Murathan Mungan, Nadire Mater, Nuray Mert, Oral Çalışlar, Pınar Öğünç, Ragıp Duran, Ragıp Zarakolu, Tarhan Erdem, Tuğrul Eryılmaz ve Yıldırım Türker’in de bulunduğu yazar ve gazeteciler bir çağrı metni yayımlayarak ifade ve düşünce özgürlüğüne vurgu yaptı.
Gazeteci Ahmet Şık ise gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklanan gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep ederek, “Arkadaşlarımız terörist değil gazetecidir. Biz, onların gazeteciliğine tanığız. Arkadaşlarımızı serbest bırakın” diye konuştu.
Gazetecilik faaliyetleriyle ilgili sanıkların suçlanamayacağına işaret edilen çağrı metninde şöyle denildi:
“20 Aralık 2011’de ‘KCK Basın’ operasyonu adıyla birçok basın kurumu ve evler basılarak 46 gazeteci gözaltına alındı. Basılan kurumlar Kürt medyasının özgür basın geleneğini sürdüren organları, gözaltına alınanlar ise Kürt medyası çalışanlarıydı. Tarihin en büyük gazetecilik davası bu biçimde başlamış oldu.
Hedef seçilmelerinin ‘muhalif olmak, görülmeyeni göstermek, yazılmayanı yazmak’ gibi bir anlamı vardı. 36 Kürt gazeteci tutuklandı. Tutuklandıktan altı ay sonra hazırlanan iddianamede gazetecilik faaliyetleri önlerine ‘suç delili’ olarak konuldu.
Gazetecilerden 17’si halen cezaevinde. İki yıldan fazla bir süredir, onlar özgürlüklerinden yoksun kalırken bizler de doğru haber alma hakkımızı yitiriyoruz.
Tutuklu gazeteciler, tıpkı 1994’te Özgür Ülke bombalandığında ‘Bu ateş sizi de yakar’ manşetiyle çıktığı gibi ‘Özgürlük size de lazım’ dedi. Şimdi herkes için lazım olanı tutsak gazeteciler bir kez daha bizim aracılığımız ile seslendiriyor: “Herkes için düşünce özgürlüğü, demokrasi ve özgürlük.
Tutuklu gazeteciler, 13 Ocak’ta bir kez daha hakim karşısında olacaklar. İfade ve düşünce özgürlüğü olmadan demokrasi ve özgürlüklerin mümkün olmadığını bilen bizler, tutuklu gazetecilerle birlikte olduğumuzu ve gazetecilik faaliyetlerinin ‘suç’ sayılamayacağını belirtiyor, tutuklu gazetecilerin özgürlüklerini talep ediyoruz.”
6 Aralık 2013 tarihli son duruşmada DİHA Mardin muhabiri Nilgün Yıldız tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.