Fransa’dan İtalya’ya, Belçika’dan Arnavutluk’a, Brezilya’dan Hindistan’a dünyanın farklı ülkelerinde gençler sokaklara çıkıyor. Kimi eğitim sistemini, kimi hayat pahalılığını, kimi barınma sorununu, kimi de demokrasi ve fırsat eşitsizliğini, kimi de iklim krizi ve kuraklık için protesto ediyor.
Bu hareketlerin ortak bir merkezi ya da aynı hedefi yok. Ancak farklı ülkelerde benzer bir soru yükseliyor: Bugünün gençleri, yarınlarını kurabileceklerine ne kadar inanıyor?
Bu soruyu yalnızca öğrenci hareketleri üzerinden okumak eksik kalır. Çünkü aynı dünyada çiftçi üretim maliyetleriyle, tüketici gıda fiyatlarıyla, çalışanlar ise gelirleriyle geçimlerini dengelemeye çalışıyor. Birbirinden farklı görünen bu sorunlar, ekonomik düzenin insanlara sunduğu imkânlar ve yüklediği maliyetler üzerinden kesişiyor.
Bu ülkelerin her birinin siyasi ve ekonomik koşulları farklı. Ancak eğitim, barınma, istihdam ve kamusal hizmetler üzerinden yükselen itirazlar, insanların emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir hayat kurma arzusunu görünür kılıyor.
Sokaktaki gencin barınma ve diploma kaygısı neyse, tarladaki çiftçinin tohum ve su kaygısı odur. İkisi de aynı ekonomik sistemin yarın vaat edememesinden besleniyor.
Türkiye açısından ise mesele, küresel gelişmeleri uzaktan izlemekten ibaret değil. Gıda fiyatları, çiftçinin üretim maliyetleri, gençlerin istihdam beklentileri ve kırsal yaşamın geleceği aynı anda ele alınması gereken başlıklar.
Gençlerin tarımdan uzaklaşmasını yalnızca köy hayatını tercih etmemeleriyle açıklayabilir miyiz? Yoksa gelir belirsizliği, üretim maliyetleri, araziye erişim ve sosyal olanakların sınırlılığı da bu tercihte rol oynuyor mu?