Fidel Castro iki gün önce eksiltip gitti bizi. Tahir Elçi bir yıl önce… Hrant Dink 10 yıl önce…
Fidel için Meksika’dan bir devrimci, bir Zapatista seslenmişti:
– Commandante Fidel’dir, Ernesto’dur. Ben subcommandante Marcos olabilirim ancak…
Subcommandante yani alt-komutan…
Devrimci alçakgönüllülük bu değilse nedir?
Diyarbakır’da, kentin kalbi Sur yıkıldığında, ürkmüş, kalbi yok edilmiş Diyarbakırlıların alanlara çıkmamasına karşı, başta elebaşıları olmak üzere AKP sözcülerinin yılışık cümlelerini hatırlayın.
“Halk onları desteklemiyor. HDP’nin kitlesel protesto çağrısına halkımız uzak durdu. Ders alsınlar” yollu kostaklanışlarına bir kadın, yitirdiği kocasının acısını, kederini yüreğine gömmüş bir kadın, Türkan Elçi cevap vermişti. Şiir sınırında cümlelerle hem de: -Bir şehir kederi gözlerine hapsedip donuk bakıyorsa acıdandır. Sus pus olup konuşmuyorsa yanı başında güvenecek birilerinin kalmamasındandır…
10 yıl önce, 19 Ocak’ta, o uğursuz günün akşamüstünde kalleş bir pusuyla Hrant Dink öldürüldüğünde AGOS’un önünde toplanan on binlere bir başka kadın, Rakel Dink belleklerimize çakılan bir yalın cümleyle seslenmişti. Hatırlayın: – Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim…
Sanki her gün hep eksiliyoruz gibi… Bu bir öfke yazısı; bu bir keder yazısı, bir hıçkırık yazısı… Burada bitsin…