‘Hitler’i Satmak: Propaganda ve Nazi Markası’ adlı kitabın yazarı, University of London’dan iletişim profesörü Nicholas O’Shaughnessy, History News Network’te yayınlanan yazısında*, Hitler ile Donald Trump’ı kıyaslarken şunları söylüyor:
“Hitler’in canlı seyirci önündeki retorik saldırganlığı, siyasi tiyatroyu kullanışı ile Trump’ın dramaturjisi arasında açıkça paralellik var. Kalabalık mitingleri tekrar tekrar yayınlanan Trump, medyanın polemik performansını, ağır ithamlarını da canlı yayınlayacağını biliyor. Tıpkı Almanların, ucuz devlet imalatı radyolarından (Volksempfaenger VE 301) sadece rejim programlarını dinleyebileceğini bilen Hitler gibi. İkisi de siyaset tiyatrosunun önemini biliyordu.”
Ancak, ‘Donald, Adolf değil’ diye devam ediyor ve Nazilerin işgal ve soykırım dolu tarihindeki retoriğini şu örnekle hatırlatıyor:
“Bakın, işte dünyanın düşmanı, medeniyetlerin yıkıcısı, insanların arasındaki parazitler, Kaos’un oğlu, şeytanın vücut bulmuş hali, bozulmanın mayası, insanlığın dejenerasyonuna götüren şeytan…” (Josef Goebbels, Nüremberg, 1937).
Şimdilik hiç kimse Adolf değil belki ama tarih de bire bir tekerrürden ibaret değil. Ve ilki trajedi de olsa, ikincisi de henüz komik gelmiyor.
Ama kesin olan bir şey var: ‘Hayır’a savaş açan propaganda tiyatrosunun sonucunda sandıktan ‘hayır’ çıkması, gerçek bir zafer anlamına geliyor.