Devrim önce kendi çocuklarını yer diyenler, boşuna konuşmamış. Ne hazin ki, iktidar partisi, bu saldırılara gereken yanıtı vermedi. Hatta tam tersine, ”reklam kampanyası” kisvesi altında kolları sıvayıp ancak tek adam rejimlerinde gördüğümüz cinsten yeni bir tarih yazılımına gitti. Türkmenistan tarzı rejimlerde görmeye alışık olduğumuz kahramanlık hikâyeleri, insanüstü motifler, marşlar ve şarkılarla…
Artık neredeyse resmi ideoloji haline gelen “AkTarih”de, Abdullah Gül dönemi tamamen es geçildi. Çünkü yaratılan kişilik kültünde, o partiyi kuran, programını yazan, demokrasi yolundan sapmaması için kritik zamanlarda gayret gösteren Abdullah Gül’ün yeri yoktu.
Peki Allah aşkına, suçu neydi Abdullah Gül’ün? Twitter kapanmasın, ifade özgürlüğü kısıtlanmasın, siyasette üslup bozulmasın, yargı bağımsızlığı zedelenmesin, protestoculara sert davranılmasın, AB yolundan sapılmasın, Orta Doğu’da dengeli gidilsin, gazeteciler hapse atılmasın diye uyarmak mı?
Evet, Abdullah Gül’ün suçu tam da bunlardı. O yüzden Milli İrade döneminde denge-denetleme ihtiyacı kalmadığına, Gül’ün yeri olmadığına karar verildi. Bizlerin hafızasında ise, işte tam da bu yüzden Çankaya’daki son demokrat olarak kaldı…