2000’li yılların ortasında, nasıl Katolikler için Vatikan, Ortodokslar için Patrikhane gibi merkezler varsa, Müslümanları da tek merkezden yönlendirebilme adına bir ABD planı olarak Hacc’da bir “mehdî”nin zuhur edeceği ve Türkiye’den üç “küçük mehdî”nin bu mehdîye destek açıklayacağı medyaya yansımıştı.
Yine aynı yıllarda, hilâfetin sonunu getirmede bir zaman baş rolü oynamış bulunan İngiltere’nin başşehri Londra’nın Wembley Stadı’nda bir hilâfet kongresi toplanmıştı. Zaman zaman gündeme gelen bu tür planlar, bütünüyle rafa kaldırılmış değildir.
Medyada bazılarının da dile getirdiği gibi benzer bir planın Türkiye için de söz konusu olduğunu düşünüyorum. Erdoğan, Türkiye’nin en büyük cemaatinden başlayarak, bütün İslâmî hizmet cemaatlerini bitirip, oğul Bilal Erdoğan’ın ilgili sözleri sosyal medyaya da yansıdığı üzere, bütün ortaöğretim kurumlarını imam-hatip’e çevirerek, TÜRGEV’e bağlı olarak açılacak yurtların da desteğiyle, kendi “dindar” nesillerini yetiştirecek.
Böylece Türkiye Müslümanları’nı “Erdoğan Cemaati” olarak birleştirdiği gibi, yalnızca kendi şahsî iktidarını garantiye almış olmakla kalmayacak, bazı Ortadoğu Arap ülkelerinde olduğu üzere, “Erdoğan hanedanı”nın zeminini de oluşturmuş olacak ve Türkiye’yi 2071 yılına taşıyacak. Bu süreçle Türkiye Müslümanları ve İslâm, tek merkezden de idare edilip, tek merkezden yönlendirilebilecek. Erdoğan Ailesi’nin sahip olduğu iddia edilen ve dehşetli rakamlarla anılan servetin ve TÜRGEV’in bu plan için olduğu bazıları tarafından sosyal medyada yazılıp söyleniyor.