Bunca cinayetin orta yerinde, hiç utanmadan, sıkılmadan… bak, günahtan ve Allah’tan da korkmadan neden böyle konuşuyorlar? Kutuları, kasaları, sıfırları halel görmesin… İşçiler kendi ölümlerinin kusurlusu, kendi kurban oluşlarının celladı, kendi maktullüklerinin katili sayılsın diye. Çünkü tamah arsızlığı, günah korkusunun bile önüne geçmiş işte!
Şimdi de Rezidans Beyi ne dedi? “O saatte çalışma yoktu. İşçiler hazırlık için çıkmış. Sektörde olur böyle vakalar. Bedelinin ödetilmesinin takipçisi olacağız. Tedbirler alınıyor ama çalışanların aynı hassasiyeti göstermediğini biliyoruz.” Sanki bedeli başkası ödemeliymiş, sanki kendi ölümlerinin sorumlusu yine işçilermiş gibi.
Yani iki gözüm… 301’i birden, o çok övülen madene gömülenler… 3-4 bin derecede kavrulup parçaları 6 kilometreye dağılanlar… Naylon çadırda eritilenler… Kepenkleri indirilmiş ekmek fırınında sıkışıp alevlerle kavrulanlar… Atölyeye kilitlenen işçi kadınlar… Filikayla ölüme atılanlar… 15’inci kattan, 32’inci kattan betona çakılanlar suçlu!
Çünkü efendiler işçilerden de iyi biliyor ki, bu esasında sınıf savaşıdır… Ve sermaye lejyonlarının devletlu, hisseli, borsalı, kasalı, kibirli komutanları; işçilerin maruz kaldığı katliamlar için bile işçileri suçlarlar!