AK Parti Grup Başkan Vekili Canikli’nin şu sözleri tartışma ve sorun istikametini şimdiden tarif ediyor: ‘Fiili olarak icraatın başı bundan sonra Başbakanlar olmayacak, Cumhurbaşkanları olacak…’ Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından yüzde 50’nin üzerinde oyla seçilecek olması, şüphe yok onun siyasi meşruiyetini ve ağırlığını arttıracaktır. Ancak yasal tablo değişmeyecektir. Anayasa’nın fiilen esnetilmesi ise mümkün değildir.
Canikli’nin işaret ettiği hususun, yani ‘fiili olarak icraatın başı bundan sonra Başbakanlar olmayacak, Cumhurbaşkanları olacak’ arzusunun gerçekleşmesi için ülkenin ‘ana siyasi sözleşmesi’nin, yani Anayasa’nın değiştirilmesi gerekir. Nitelikli çoğunluk gerektiren bu tür bir Anayasa değişikliği mevcut koşullarda ve kısa vadede imkansız görünmektedir.
Buna rağmen, yani Anayasa değişikliği yapılmadan Cumhurbaşkanı’nın fiili olarak icrayı yönetmeye kalkması ‘Anayasa ihlali’ demektir. Bunun tevili, yorumu yoktur. Esnetilmesi mümkün değildir. Böyle bir durum anayasal krizler ve devlet krizlerine kapı açar. Seçim kazanan her aktörün seçimin meşruiyetine dayanarak yasaları, Anayasa’yı istediği gibi yorumlaması, şekillendimesi, bükmesi anlamına gelir ki, bunun tanımını demokrasi sınırları içinde bulmak mümkün değildir.
Bu satırları yazmanın nedeni duyduğum endişedir. Sadece Canikli değil, pek çok diğer AK Partili siyasinin ima ve ifadeleri bu istikamettedir. Basında pek çok yorumcu alınacak yüksek oyu, (cumhurbaşkanının yüzde 51’le, iktidar partisinden daha yüksek bir oyla seçilecek olmasını) fiili yarı başkanlık sistemine geçiş için yeterli bir gerekçe olarak tanımlıyor.
Her zaman olduğu gibi AK Parti’nin ve Türkiye’nin önünde iki yol var. Biri otoriter ve krizli yeni kıskaca işaret ediyor… Diğeri demokratik bir sıçramaya…