Ahmet İnsel: Karşı-şiddet de şiddetin siyasete egemen olmasının aracı değil mi?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Siyasette şiddet sadece fiziki güç kullanma, öldürme, yok etme, hapse atma, sürgüne yollama yollarıyla gerçekleşmez.

Bir etnik grubu etnik çoğunluğun sahip olduğu bazı haklardan mahrum bırakmak, bir inanç grubunun hak kullanımını kısıtlamak, insanları bütünüyle güvencesiz ve korumasız bırakarak aşırı sömürülmelerini mümkün kılmak gibi yöntemler bugün siyasal alanda karşılığını bulan şiddet yöntemleri.

Bunlara karşı direnmek, mücadele etmek insanların insanlık onuru içinde yaşamalarını sağlamak için ne kadar gerekli ve meşruysa, bu amaçla karşı-şiddet yöntemlerine başvurmak da bir o kadar meşru mu? Karşı-şiddet de şiddetin siyasete egemen olmasının aracı değil mi?

Siyaseti sadece iktidardaki güç sahiplerinin değişimi için bir araç olarak görenler için, karşı-şiddet meşru ve gerekli bir araçtır. Meşruiyetini karşısında mücadele ettiği şiddetten alır. Buna karşılık, şiddet karşıtlığını egemen kılmayı, dolayısıyla barbarlığa karşı medeniliğin egemen olması stratejisini siyasetin asli amacı olarak tanımlayanlar için, ne karşı-şiddetin ne de mutlak şiddetsizliğin değil, şiddet karşıtı siyasetin söz konusu olması gerekmez mi?

Bugün otoriter demokrasinin ve otoritarizmin şiddet politikalarına karşı durarak, meydan okuyarak siyasal alanda var olma, özerk siyasal söz ve eylemini hayata geçirme talebi Türkiye toplumunun tahayyül dünyasının derinlerinde çalışıyor.

Demokratik bir medeniliğe doğru ilerlemenin yolu, bu siyaset hakkını ısrarla ve kararlılıkla talep etmekten geçiyor. Sadece siyasetin üstünlüğünün kabul edilmesiyle gerçekleşebilecek bir amaç değil bu.

Eşitlik ve özgürlüğü aynı denklemde ifade eden siyasal zihniyetin toplumda etkili olmasıyla hayata geçmesi mümkün olan bir amaç bu.

Şiddete maruz kalmış olmanın, mağdur olmuş olmanın yeni şiddet ve mağduriyet halleri üretmenin gerekçesi olmasına son vermenin yeterli değil ama gerekli koşulu bu.

Ahmet İnsel’in yazısı