AB'yle Türkiye bir olur mu!

Başbakan Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’nin HSYK’nın yapısına yönelik itirazlarına kendine özgü bir meydan okumayla karşılık verdi. Erdoğan, “HSYK ile ilgili oturmuş bir düzen yok. Hiçbir Avrupa ülkesinde böyle bir düzenleme yok. O zaman kalkıp da AB’ye uymuyor diye tespitler yapmak kimsenin haddine değildir. Bize yutturamazlar” dedi.

Peki, Erdoğan’ın bahsettiği oturmamış HSYK düzenlemeleri nasıl ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde HSYK üyeleri nasıl seçiliyor?

Hollanda: Üçü hâkim, ikisi üniversitelerin iktisat ve işletme gibi bölümlerden mezun yönetici olmak üzere beş üyeden oluşuyor. Kurulun tüm üyeleri Adalet Bakanı’nın önerisiyle Kral tarafından atanıyor. Başkan, kurul üyeleri arasından seçiliyor.

İsveç: Kurul 11 üyeden oluşuyor ve üyelerin tümü hükümet tarafından atanıyor. İki üyenin sendika temsilcileri arasından seçilmesi dikkati çekiyor. 

Portekiz: 17 üyeden oluşuyor. Üyelerden ikisini devlet başkanı, yargı dışı yedi üyeyi meclis seçiyor, altı hâkim üye ise meslektaşlarınca seçiliyor. Yüksek Temyiz Mahkemesi Başkanı başkanlık, Yüksek Mahkeme Hakimi ise başkan yardımcılığı yapıyor.

Polonya: 25 üyesi var. Adalet Bakanı, Kurul’un doğal üyesi kabul ediliyor. Meslektaşları tarafından seçilen 15 hâkim/savcı, parlamento tarafından seçilen dört parlamento üyesi, senato tarafından seçilen iki senatör ve cumhurbaşkanınca atanan bir temsilci görev yapıyor. Başkan, kurul tarafından belirleniyor.

Danimarka: Hâkimler dahil, kurulun tüm üyeleri hükümet tarafından atanıyor.

Fransa: Fransız Yargı Yüksek Kurulu ise Hâkimler, Savcılar ve Genel Kurul olarak üçe ayrılıyor. Her biri 22 üyeli kurulun Hâkimler Bölümü’nde yargıtay başkanı, beş hâkim, bir savcı ve 15 üye, Genel Kurul Bölümü’nde yargıtay başkanı, üç hâkim, üç savcı ve 15 üye, savcılar bölümünde ise yargıtay başsavcısı, bir hâkim, beş savcı ve 15 üye yer alıyor. Kurulun, bir Danıştay üyesi, bir avukat, iki devlet başkanınca atanan üye, iki meclis başkanınca atanan üye ve iki senato başkanınca atanan üyesi olarak toplam sekiz ortak üyesi bulunuyor.

İtalya: Kurul 27 üyeden oluşuyor. Kurul başkanlığını cumhurbaşkanı yapıyor. Kurulun sekiz üyesi parlamento tarafından seçiliyor. 16 hâkim/savcı meslektaşları tarafından seçiliyor. Yargıtay Başkanı, Yargıtay Başsavcısı doğal üye.

İspanya: 21 üyeden oluşuyor. Kurulun başkanlığını Yargıtay Başkanı yapıyor. Kongre ve Senato tarafından gösterilen adaylar (12’si hakim, 8’i avukat veya hukukçu) Kral tarafından atanıyor.

İngiltere: İngiltere’de HSYK benzeri bir kurum yok. Ancak yüksek yargıçların atanmasını hükümetin önerisiyle Kraliçe yapıyor. 

Almanya: 16 üyenin sekizini federal meclis, sekizini federal konsey seçiyor.

Avusturya: 14 üyenin altısını federal hükümet, üçünü ulusal konsey ve üçünü de federal konsey belirliyor.

Belçika: 12 üye temsilciler meclisi ve senato tarafından seçiliyor.

Bu bilgiler ışığında ilk bakışta Erdoğan çok da haksız görülmüyor. Ancak iki nokta önemli: Birincisi Avrupa ülkelerinde münferit kuvvetler ayrılığı ilkesi oturmuş durumda ve uygulamada münferit vakalar dışında sorun çıkmıyor. O yüzden de yürütme ya da yasama ile yargı arasında sistemik krizlere Avrupa’da pek rastlanmıyor.

İkincisi de yargı bağımsızlığı, Avrupa ülkelerinde bizdeki gibi ‘tartışılan’ bir mesele değil. O yüzden de yüksek yargı mensuplarının yürütme ve yasama organlarınca seçilmesi, yüksek yargı organlarının siyasi otoriteye tabi hareket edeceği anlamına gelmiyor. Siyasilerin yargıya ‘ayar vermesi’ de Avrupa’da pek sık rastlanan bir durum değil.