
SELİM BAŞARIR
iletisim@selimbasarir.org
Bir toplum, günlük yaşamının doğal akışını uzunca süre etkileyen ve can kayıplarına ya da riskli hastane yatışlarına yol açan bir afet ya da salgın hastalık durumuna maruz kalırsa, hayatta kalanlarda ya ruh ve beden sağlığı sorunları ortaya çıkar ya da zaten var olan ruhsal sorunlarda artışlar, alevlenmeler görülür.
İnsanlar maruz kaldıkları etmenlere karşı refleks olarak ve kendilerini yaşamda tutma amacıyla biyolojik, fizyolojik ve psikolojik tepkiler oluştururlar, buna ‘stres’ denir. Bu kitabî tanım aslında, her insan için günlük ve kabul edilebilir bir stres düzeyinin zaten var olduğunu ve bunun sayesinde hayatta kalmamız için şart olan asgari beden metabolizmasının ve psikolojik faaliyetin kesintisiz olarak devam ettiğini anlatır.
İnsan organizması (genellikle uzun süre) ‘yüksek stres etkenlerine’ maruz kalırsa, hem ‘psikolojik’ hem de ‘psikosomatik’ (ruhsal yüksek stresin bedende neden olduğu) rahatsızlıklar ve hastalıklar ortaya çıkar.
Yüksek stres etkenlerine birçok örnek verilebilir; savaş, zorunlu göç, her çeşit bireysel ya da toplumsal tehdit veya saldırı, bireylerin itirazlarına katı yanıtlar veren bir yönetim altında yaşamak, doğal afetler, salgınlar, ağır hastalıklar, terörizm, sevilen birinin kaybı, maddi manevi büyük kayıplar gibi…
Genellikle toplumun önemli bir bölümü, yüksek strese karşı yeterince ‘uyumlu’ tepki vererek, ruh ve beden bütünlüğünü ve sağlığını korur. Bunda bireylerin çocukluklarından başlayarak deneyimlerinin ve öğrenilmiş davranış ve tepkilerinin olumlu yaşanmış olması, eğitim ve öğretimlerinin dogmalardan uzak ve bilimsel yapılandırılması ve nihayetinde sorumlu birey ve vatandaş olarak yetiştirilmeleri sonucu kendilerine güvenmeleri ve gerçekçi kalabilmeleri önemli rol oynar. Eğer bir toplumun fertleri bu donanıma yeterince sahip değillerse, kriz anlarında ya da yüksek stres zamanlarında yeterince süratli, gerçekçi ve doğru kararlar üretmeleri çok zorlaşır.
Yaşamakta olduğumuz pandemi bir ‘yüksek stres zamanı’dır ve insan psikolojisini az ya da çok ama mutlaka etkileyecek, dışavurumları farklı olacak olsa da toplumun önemli bir yüzdesinde kaygı (anksiyete) ve depresyon (çökkünlük) belirtileri ortaya çıkmaya başlayacaktır. Paradoksal bir şekilde ‘normal’ yaşantıya geçince bu belirtilerin daha da artma riski göz önünde bulundurulup, toplum sağlığı açısından gözlem yapılması gerekmektedir.