Türkmen ve Arap şehirleri dahil Suriye’nin yarıdan fazlası yıkılıp, 250 bin insan katledilirken ve Irak’ın yarıya yakını IŞİD’in eline geçerken ses çıkarmayanların Kobani hassasiyetine kim itimat eder? Hepimiz biliyoruz ki, Kobani propagandası yapanlar, bu kasabanın işgali hükümeti sıkıştırmayacak olsa, oradan kaçan Kürtlere sahip çıkılmasına isyan edeceklerdi.
Hem ulusalcı hem PKK yandaşı, hem Kemalist hem Amerikancı, hem savaş karşıtı hem savaşçı ve hem Türk milliyetçisi, hem Kürt milliyetçisi olabilen bir güruh ortaya çıktı. Duruma göre bir maskeyi takıp en ağır cümlelerle dış politikayı eleştiriyorlar. Türkiye’nin talihsizliği budur.
Bir başka demokrasinin asla tecrübe edemeyeceği bir öfke ve nefret; bir başka hukuk sisteminin asla tahayyül edemeyeceği bir sinsi çekişme sistemin iskeletine musallat olmuş haldedir. O yüzden hükümet aynı anda hem PKK’ya hem IŞİD’e, hem ABD’ye, hem İran’a, hem Katar’a yakın olmakla suçlanabilir. Neyin doğru olduğunun önemi yoktur. Dahası, neyin kaybedileceğinin; yani, bu zor oyunda kaçacak fırsatların kıymet-i harbiyesi de yoktur. Sonuçta hükümet kaçacak mı, önemli olan budur.