Tam beş yıl önce bugün bu saatlerde Türkiye, Ankara’nın göbeğinde gerçekleştirilen bir katliamla sarsıldı.

10 Ekim 2015’te ‘Barış ve Demokrasi Mitingi’ için toplanılan Ankara Garı’nın önünde, IŞİD’in düzenlediği saldırı sonucu 102 kişi hayatını kaybetmiş, 400’den fazla yurttaş yaralanmıştı.
7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin çoğunluğu kaybetmesi sonrası koalisyon görüşmeleri bir sonuca ulaşamamış, ülke 1 Kasım 2015’teki ‘tekrar seçime’ doğru gidiyordu. Seçimden sonra Suruç katliamı ve Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi Türkiye’yi gergin bir iklime sokmuştu.
Hükümetin Türkiye’yi Suriye’deki savaşa dahil etmesine karşı çıkan HDP ve CHP milletvekilleri, bazı sendika, meslek örgütü, vakıf ve platformların desteklediği Barış Bloku, çeşitli miting, protesto ve yürüyüşler düzenlemiş, Ekim 2015’e gelindiğinde, ayın 10’unda Ankara Garı önünde yapılacak ‘Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ için Barış Bloku destekçileri DİSK, KESK, TMMOB ve TTB tarafından katılım çağrısı yapılmıştı.

Mitingden önce polis birimlerine gönderilen emniyet tedbir yazısında Diyarbakır ve Suruç patlamaları da göz önüne alınarak ‘bütün personelin öncelikle kendilerine yönelik olası canlı bomba konusunda duyarlı olması’ talimatı verilmişti.
Bu uyarıya ve mahkemeden gar önünü de kapsayan üst ve araç araması kararı alınmış olmasına rağmen gar ve çevresinde arama noktaları oluşturulmamıştı.
Kortejin önünde mitingi düzenleyen DİSK, KESK, TMMOB ve TTB ortak imzalı üzerinde “Savaşa inat, barış hemen şimdi. Emek, barış ve demokrasi” yazılı bir pankart yer alıyordu.

Kalabalık toplandıktan sonra saat 10:04’te, üç saniye arayla iki patlama yaşandı.
Patlamalar iki trafik ışığının arasında ve garın önündeki alt geçidin iki yanında EMEP, HDP, SGDF pankartlarının olduğu yerde meydana geldi.
Hemen sonrasında bilinen herhangi bir örgütün saldırının sorumluluğunu üstlenerek açıklamada bulunmaması, olası failler üzerine spekülasyona yol açtı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, saldırıların temmuz ayında Suruç’ta IŞİD’in düzenlediği ve 34 kişinin yaşamını yitirdiği patlamayla benzerlik taşıdığını belirterek saldırıdan IŞİD’in sorumlu olabileceğine işaret etti.
Üç gün ulusal yas
Saldırının ardından üç gün ulusal yas ilan edildi. Dönemin AKP’li başbakanı Ahmet Davutoğlu, üç gün boyunca seçim miting ve çalışmalarının iptal edildiğini açıkladı.
Davanın iddianamesinde canlı bombaların 1990 doğumlu Yunus Emre Alagöz ve açık kimliği tespit edilemeyen Suriye uyruklu kişi olduğu belirtildi.
Yunus Emre Alagöz’ün 1995 doğumlu erkek kardeşi Abdurrahman Alagöz’ün de Temmuz 2015’te Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde 34 kişinin yaşamını yitirdiği, 100’den fazla kişinin yaralandığı intihar saldırısını gerçekleştiren kişi olduğu açıklandı.
‘Açıklanandan fazla’ iddiası
Saldırıyla ilgili 20’si tutuklu 36 kişi hakkında dava açıldı. Dava, Ankara Dördüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde Kasım 2016’da görülmeye başladı.
Davacı avukatlar, sonradan ölen üç yaralıyla birlikte ölü sayısının en az 103, yaralı sayısının ise onlarca fazla olduğunu iddia ediyor. Pek çok yaralının Ankara dışına çıkarak tedavi gördüğünü ve yargıya başvurmadığını söylüyor. Bu iddialara göre, yaralı sayısı 500’ün üzerinde.
Davanın savcısı Adnan Gümüş, 12 Haziran 2018’deki duruşmada 55 sayfalık esas hakkındaki görüşünü açıkladı.
Gümüş, görüşünde ‘acımasız’ ve ‘vahşi’ olarak nitelendirdiği bu saldırının IŞİD adına gerçekleştirildiğini belirtti.
‘101 kez ağırlaştırılmış müebbet’ istemi
Sanıklardan Abdülmubtalip Demir, Talha Güneş, Metin Akaltın, Yakub Şahin, Hakan Şahin, Halil İbrahim Alçay, Resul Demir, Hacı Ali Durmaz ve Hüseyin Tunç hakkında ‘100 kişiyi kasten öldürme’ suçlamasından 100’er kez; ‘anayasal düzeni ihlal’ suçundan ise berer kez olmak üzere toplamda 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
Aynı sanıklar için ayrıca 20’si çocuk 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan da ayrı ayrı 11 bin 730’ar yıl hapis cezası talep edildi.
Mağdur avukatları: Yargılananlar piyon
Mağdur avukatları ise yargılananların ‘piyon’ olduğunu ve saldırının örtbas edilmeye çalışıldığını öne sürdü.
Bir başka iddiaları da, ‘katliama bazı kamu görevlilerinin göz yumduğu ve bu görevlilerin yargılamaya dahil edilmediği’ yolunda. Böylece devletin sorumluluğunun üstünün örtüldüğünü savunuyorlar.
Ancak, Ankara başsavcılığı, kamu görevlileri hakkında yapılan suç duyurularını iki kez işleme koymama kararı aldı.
Davutoğlu da patlamanın meydana geldiği yerin miting alanı değil, miting alanına giden yol olduğu için Ankara Garı’nın önünde güvenlik kontrolü bulunmadığını söyledi.
Davutoğlu, “Herhangi bir eksiklik, zaaf söz konusuysa kesinlikle giderilmesi için gerekli tedbirleri alır, ihmal varsa gerekli adımları atarız” dedi.
Dönemin içişleri bakanı Selami Altınok da herhangi bir güvenlik zaafiyeti olduğunu düşünmediğini ifade etti.
Saldırıda yaşamını yitiren Korkmaz Tedik’in babası Erdoğan Tedik, ambulansların geç geldiğini ve gösteri alanına girişlerde güvenlik önemlerinin az olduğunu anlattı.
Tedik, “İlk kez bir eylem alanına bu kadar rahat girdik. Bir tek polis yoktu. İhmali olan Ankara valisi, Emniyet Müdürü, İçişleri Bakanı ve katillerden şikayetçiyim. Yakalanamayan 15 IŞİD’çi katilin de yakalanmasını istiyoruz” dedi.
Emir Türkiye sorumlusu Balı’dan
İddianamede, saldırı talimatının IŞİD yöneticisi ve Türkiye sorumlusu olarak tanımlanan İlhami Balı tarafından verildiği belirtildi.
İddianamede saldırıyla ilgili ayrıntıların ise IŞİD’in Gaziantep Emiri Yunus Durmaz tarafından planlandığı belirtildi. Ayrıca bazı malzemelerin de Gaziantep’ten sevk edildiği vurgulandı.
Durmaz, Mayıs 2016’da Gaziantep’te bir eve düzenlenen operasyon sırasında üzerindeki intihar yeleğini patlatarak öldü.
Dava sonunda da dokuz sanığa ‘anayasal düzeni ihlal’ suçundan birer kez, ‘kasten öldürme’ suçundan da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.