PYD’nin kontrolündeki Rojava kantonlarında yaşayan Kürtler, sınırın Türkiye tarafında kalan soydaşlarıyla akrabalık da dahil, kökü geçmişe giden yakın bağlara sahipler. Bu karşılıklı yakınlık, hakim siyasi hareketin gördüğü köprü rolü sayesinde artan bir duygu ve düşünce ortaklığı ile güçlenmiş bulunuyor. İki topluluk, Suriye ve Türkiye’de karşılarına çıkan tarihi fırsatın da büyüttüğü bir dayanışma içindeler.
Aklını peynir ekmekle yememiş olan herkesin görebileceği bu basit gerçek önümüzde duruyor…
Buna rağmen Rojava Kürtlerinin özerklik girişimine karşı “vekaleten savaş” yürütmek dahil türlü tedbirler alınırken, Türkiye’dekilerle “barış ve çözüm sürecini” berdevam kılmak mümkün olabilir mi? Böyle yaparak, sadece vaziyeti idare etmek mümkündür.
Türkiye’nin Kobani’yle olan sınırı tam bir barut fıçısı. Ankara’dakilerin Kobani’yle ilgili “güvenli bölge” ilanı gibi gerçek amacı belirsiz niyet ya da planları olduğu da anlaşılıyor. Umarız bu tür planlar Türkiye’deki çatışmasızlık durumunun geleceği dikkate alınarak yapılıyordur. Çünkü üzerine titrememiz gereken budur.
Ülkemiz çoktandır, bu iktidarın yanlış Suriye politikasının sonucunda oluşmuş bir bumerang etkisinin istikrarsızlaştırıcı tehdidi altına girmiş bulunuyor. Dua edin de Kobani düşmesin…