Bir başka ülkenin toprağında kaybedilen onca askerin hangi birinin adını hangi viyadüğe, hangi sokağa vereceksin? Nasıl yaşatacaksın anısını sıvasız evleri dışında?
O yirmili yaşlarındaki çocukların neydi akıllarından son geçen? Annesiyle konuşurken telefonu erken kapatmış olması mı? Geçen maçın gollerini izleyememiş olması mı? Sevdiği kadının ne denli üzüleceği mi yoksa babasının ilk kez göz yaşı dökeceği mi?
Belki de “Bu bir kabus, birazdan uyanırım” diye vermişlerdir son nefesi.
Ya da “Neden gelmiştik biz buraya, nasıl başlamıştı, neden hatırlayamıyorum?” demiştir ihtimal ki.
Şam’da namaza çağıranlar, kaç sevdiğinin cenazesinde saf tuttular? Hiç kabusunu gördüler mi molozlar içinde evlatlarını aradıkları bir anın?
İnsanlar yığınlardan ibaret değil, atan her kalbin bir hikayesi var.
Savaşla koyun koyuna yatan her halk, mültecilik ihtimaline nabzı kadar yakın.
Evrensel doğrular yargılanamaz. Doğru olan barıştır. Barış istemek hakkımız.