Herkes ve her şey hak ettiği saygıyı görüyor; çünkü burası Japonya!

 

MUZAFFER SOLAKOĞLU

Japonya’ya gideceklere şiddetle tavsiye edeceğim A Geek In Japan kitabına göre klasik bir Japon aile tatili şöyleymiş: Son model Toyota’ya binip dağlara çıkılır, dağlarda geleneksel Japon hanlarında kalınır ve gündüzleri civardaki veya oteldeki kaplıcada sıcak sulara girilir. Akşamları ise civardaki özel lokantalarda mükemmel yemekler yenir. Eve dönülür.

Dolayısıyla Japon lokantaları temizlik, özen, sunum, malzeme kalitesi açısından dünyanın en iyileri. Birçok farklı yemek yeme şansımız oldu ve bento kutusu yemeğini saymazsak hepsi mükemmeldi. Bento kutusunun ise sunumu kusursuzdu.

Suşi

İlkini Japonya’daki ilk saatlerimizde Tokyo’da balık pazarının oradaki dev bir lokantada yedik gayet güzeldi. İkincisi özel bir durumdu, Murakami’nin de mahallesi Onetesando’daki Nezu Müzesi’ni gezdikten sonra müzenin alt katında Nemo’nun favori şeflerinden birisi yeni alınmış dev ton balığını önümüzde keserek gözleme yapan kadınlar misali elleriyle hemen oracıkta suşi yapıp bizlere ikram etti. 40 kişiyi o hızda suşiyle doyurmak her babayiğidin harcı olmasa gerek.

İzakaya

İzakaya geleneksel Japon meyhanelerine verilen isim. Kapılarında kırmızı kağıttan yapılma fenerler olan bu dükkanlara (tabii ki) ayakkabılarınızı çıkararak girip yer masalarında oturarak yiyorsunuz. Ufak yerler olduklarından bizim 40 kişilik grubumuz mecburen iki lokanta arasında bölündü.

Cins cins sakelerle beraber ufak meze gibi tabaklar geldi. Kyoto’da gittiğimiz izakayada yediklerim hayatımda yediğim ilk beş yemek arasına rahatlıkla girer. Burada hem sebzeler, hem tavuk, hem ufak suşi ve saşimi (pilavsız çiğ balık) hem de (Japon pilavsız doymayacağı için) pilav yedik.

Bütün her şey görüntüsünden pişirilişine ve malzemelerinden yavaş yavaş muhabbeti bölmeden servis edilişine kadar kusursuzdu. Bütün yemeği aynı zamanda lokantanın sahibi de olan bir usta yaptı.

Barbekü

Yine Kyoto’da bir öğlen yemeğini bir nevi kendin pişir kendin ye olan bir barbekü lokantasında yedik. Masalarda alttan ısıtılan koku çıkarmayacak şekilde tasarlanmış sıcak tavalarda önden marine edilerek getirilmiş etleri kendi isteğinize göre pişirip yiyorsunuz.

Yancı olarak pilav yerine tavada pişmiş makarna var. Burada sake yerine buz gibi soğuk Japon birası ikram ediyorlar. Yemeğimizi yerken garsonumuz kız yediğimiz ineğin kartvizitini de bizlere takdim etti. Kartvizitteki karekodu kullanarak ineğin seceresine bakmak mümkün.

Sake

Kyoto sakeleriyle ünlü – ama malesef benim rafine olmayan burnum aralarındaki farkları anlamakta zorlandı. Halbuki bazı lokantalarda şarap ve yemek eşleştirir gibi sake seçiyorlar.

Kyoto mutfağında ufak turşular ve bazıları tütsülenmiş balıklar hakim. Bunu da ikinci bir lokantada denedik. Barda oturduk (ocakbaşı hesabı) ve önümüzdeki genç çocuk ordusu sürekli yemeklerimizi hazırladı. Yine ufak ufak 15-20 tabak yemek geldi.

Tokyo’da bir öğlen yemeği tapınağın yakınında bir binanın üst katındaki sulu eriştecide yendi. Özel Japon tahta kaşıklarıyla çorba içinde yüzen eriştemizi Japon usulü şapırdatarak yedik (bkz. Kemal Sunal’ın filmlerde çay içişi).

Alışveriş

Kyoto daha çok geleneksel hediyeliklerin olduğu bir şehir. Burada porselenler, özel yemekler, çaylar vs. bulmak mümkün. Tokyo’da ise aklınıza gelen her türlü lüks dükkan dışında çok katlı alışveriş merkezleri, dev elektronik çarşıları, içlerinde bir bina dolusu kitap olan kitapçıları var.

Bizi rehberlerimiz özellikle Harajuku’daki Takeşita sokağına götürdüler. Burası trafiğe kapalı dar bir sokak, sağlı sollu dükkanlar ve lokantalar var. Özellikle liseli kızların çok sevdiği bu garip sokak Japonya’dan alacağınız çocuk ve genç hediyeleri için müsait. Ben bizim oğlanlara minion’lar aldım mesela ama Nişantaşı’ndaki Alaaddin’in Yeri benzeri dükkanlardan çok enteresan başka hediyelik şeyler de bulmanız mümkün.

Yeme de yanında yat...
Yeme de yanında yat…

 

Ayrıca bu sokakta Japon plastik yemek sanatının da en güzellerini göreceksiniz. Birçok lokantanın dışında Japonca veya İngilizce menü yazmaktan kurtulmak için içerideki yemekleri çok gerçeki bir şekilde plastikten yapıp vitrine koymuşlar. Bunlardan da hediye olarak alınabilir.

Elektronik alışverişi için de Akihabara bölgesine gitmelisiniz. Unutmayalım ki Japonlar elektronik konusunda dünyanın gerisinden yaklaşık 30 yıl ilerideler. Yani bizim şimdi çok şaşırdığımız iPad ile oynayan iki yaşındaki çocuklar Japonya’da 32 yaşlarındalar.

Manga

Kitapçı gezmeyi çok severim – Japonya’da olsa da – dolayısıyla dünyanın en kalabalık dörtyolunu görmek için Şibuya’ya gitmişken Tsutya Bookshop’a da girip İngilizce manga aradım.

Manga Japon çizgi romanlarına verilen isim. Japonlar deli gibi (Amerikalılardan da fazla) çizgi roman okuyorlar ve mangalar Amerikan çizgi romanlarındaki süperkahraman janrından çok daha geniş konularda çiziliyor. Ayrıca manga okuru Amerika’daki çizgi roman alt kültüründen farklı bir şekilde her yaştan ve ekonomik sınıftan.

Ben Japon arkadaşım Şin’e manga önerir misin dediğimde öncelikle, “Hayatta öğrendiğim herşeyi mangalardan öğrendim” dedi ve benden bir gün izin istedi. Bir günün sonunda İngilizcelerini bulabileceğim uzun bir listeyle döndü. Listeye şuradan bakabilirsiniz: Listmania. Ayrıca başka bir manga listesi de şurada: Goodreads.

Şibuya: Dünyanın en kalabalık kavşağı.
Şibuya: Dünyanın en kalabalık kavşağı.

 

Şibuya’daki Tsutya kitapçısının manga bölümü üç dört kattan oluşuyordu. Genç erkekler, genç kızlar, daha yaşlı realist konuları seven okurlar, erotik manga (*hentai* deniyor) hep ayrı bölümlerde satılıyor.

Buna rağmen bu dev kitapçıda İngilizce manga kısmı yoktu. Daha sonra Kyoto’da başka bir kitapçıda İngilizce mangaları sadece bir rafta bulabildim. Şin’in tavsiyelerinin bazılarını görünce hemen aldım. Diğerleri Amazon listelerimde, bir kısmını Kindle olarak bir kısmını da yavaş yavaş Amazon’dan ısmarlayarak ediniyorum.

Genç kızların mangaları kısmı.
Genç kızların mangaları kısmı.

 

Bence manganın alışık olduğumuz Amerikan ‘comic’ denilen çizgi romanlarından veya bizde daha popüler olan İtalyan ‘fumetti’lerinden farkı daha faklı konularda ve realistlerinin oldukça ciddi olması.

Karakterlerin iyi ve kötü arasındaki çizgileri daha flu, konular (çocuk ve genç mangalarını saymazsak) daha ciddi ve birçok başyapıt olarak bilinen manga bol miktarda vahşet ve seks içeriyor. Ama seks dediysem hentai hariç seks için seksten ziyade dramatik etki için seks (sanat için sanat gibi).

Son zamanlarda Fukuşima’daki felaketi gazeteler eleştirmeyince bu işi de mangalar halletmiş. Yalınayak Gen  isimli manga Hiroşima’nın oluşunda Amerikalılardan çok ultra-milliyetçi Japonları suçlu tutuyor.

Sıra beklemek

Bu günlerde Tokyo’daki yeni manyaklık patlamış mısır dükkanları. Bu dükkanlarda cins cins patlamış mısır var ve bunlar için Japon gençleri yaklaşık 1 saat sürecek uzunlukta sıralarda bekliyorlar.

Sokaklarda yürürken birkaç kez gördük, kaldırımın yol kenarında uzun bir sıra görüyorsunuz, ellerinde plastik menüler ile bekleyen gençler (çoğu kız). Sonra fark ediyorsunuz ki kaldırımın öteki tarafında bir patlamış mısır dükkanı var ve gençler girmek için sıradalar.

Dükkan da tıklım tıklım dolu değil, Japon terbiyesi içinde sakince bekliyorlar. Sıradaki bir erkeğe neden tek erkek olarak beklediğini sorduğumda omuzunu silkip “Kız arkadaşım ve onun annesi istediler, ben de onlarla geldim” dedi!

japonya_sira
Patlamış mısır sırası…

 

Fukuşima depreminden sonra dükkanları yağmalamak yerine uzun uzun sıralarını bekledikten sonra sadece kendilerine yetecek kadar yiyecek alan Japonları hatırladınız mı? Çünkü burası Japonya!

Temizlik ve düzen

Sıra bekleme konusuna gelmişken, Tokyo’ya indikten sonra ilk şokumuzu havaalanında bavulumuzu beklerken yaşadık. Bavulların geldiği bantın etrafında yerde bir çizgi var, Japonlar bu çizginin içine girmeden bavullarını bekliyorlar, kendi bavulları gelince çizginin içine girip bavullarını alıp geri çıkıyorlar. Disiplin o kadar sıkı ki bavulum gelince almadan önce tereddüt ettim ve korkarak çizgiyi geçip alıp hemen geri kaçtım.

Bavul bekleyen Japonlar... İleride sırayı bozmuş olanlar Koreli.  
Bavul bekleyen Japonlar… İleride sırayı bozmuş olanlar Koreli.

Ardından tuvaleti kullanmam gerekti, Japon tuvaletlerinin meşhur olduğunu biliyordum ama havaalanında bu tuvaletlerden göreceğimi düşünmemiştim, daha ziyade lokantalarda, otellerde olacak diye düşünüyordum.

Tuvaletin içinde uçak kokpiti kadar düğme var, bunlar arasında sifonu bulmakta zorlandım. Bir tanesi aslında sifon olmayan ama dışarıdakilerin duymasını istemediği sesler çıkarmanız söz konusu ise basabileceğiniz sifon sesi çıkaran ama su harcamayan düğme idi mesela.

japonya_tuvalet
Tuvaleti kullanma paneli: Her şey belli zaten!

 

Daha sonra bu tuvaletler her yerde karşımıza çıktı. Ekseriyetle Toto marka olan bu tuvaletlerin marifetleri arasında ısıtılan oturma kısmı; (trende tuvalet kapısını açınca) kendi kendine kalkan veya (düğmeye basınca) inen kapaklar; kullanıcının vücudunu sıcak veya soğuk su ile yıkayan, ileri-geri ve sağa-sola hareket eden, tazyiki değişen taharet musluğu; yıkama sonrası kurutma tertibatı gibi özellikler var.

Bazılarında saat falan da var ama onlar ne işe yarıyor (tuvalette kalınan süreyi ölçerek özel fiyatlandırma?) bilemedim. Taharet musluğunu icad etmekle övünen bir ülke olarak bu gelişme bizde neden olmamış acaba?

Camın arkası Gangnam Style vidyosundaki hamam gibi.
Camın arkası Gangnam Style vidyosundaki hamam gibi.

 

Kyoto’da balık pazarının orada bir geleneksel Japon hamamına (sento) gittim. Gruptan kimse gelmek istemediği için tek başımaydım, girdim el hareketleri ile ne istediğimi anlatınca hamamcı bana bir dolap verdi ve soyunma kısmını gösterdi.

Japon hamamında önce oturarak yıkanıyorsunuz, daha sonra iyice temizlenince komünal havuzlara giriyorsunuz. Bu havuzlar sıcak ve soğuk. Önce sıcakta oturduktan sonra soğuğa atlıyorsunuz, sonra bir daha sıcakta ısınıp çıkıyorsunuz. Akşamdan kalan sakelerden arınmak için faydalı olduğunu tahmin ediyorum.

2014 Dünya Kupası’nda çıkarken tribünlerini temizleyen Japon taraftarlar...
2014 Dünya Kupası’nda çıkarken tribünlerini temizleyen Japon taraftarlar…

 

Onun dışında her yerde temizlik ve düzen hakim. Mesela Tokyo herhalde dünyada bu ebattaki açık ara en temiz şehirdir.

Metro, sokaklar, yollar tertemiz ve düzenli. Arabalar saygılı, taksi şoförleri eldivenli ve kibar.

Her türlü taşıt dakik ve yapılacaklar çok önceden planlanıyor. Bizim seyahatimiz yaklaşık bir sene önceden planlanmıştı ve daha sonrasında seçim çıkınca erken dönmek zorunda kaldık ama tarihi değiştiremedik.

Kutsal şeyler

Japonya’da herkes işini kutsal olarak gördüğü için bütün Japonlar müthiş bir dikkatle çalışıyor.

Belki de biz tezcanlı Türkler için en zor geleni alışveriş sonrası hediyelik paket yapılmasını beklemekti. Tezgahtarlar gayet kaliteli kağıt ve ambalaj malzemesi kullanarak heykel yapar gibi paket yapıyorlardı.

Pasaport memurları Japonya’ya giriş damganızı ağır ağır ve taşırmadan basıyorlar, garsonlar yemeklerinizi müthiş bir nezaketle getiriyorlar, resepsiyon görevlileri faturanızı tam benim gibi obsesif kompülsivler için özenle kenarlarını taşırmadan katladıktan sonra zarfın içinde size muhakkak iki elleriyle takdim ediyorlar.

İş dışında bir insanın sahip olduğu herşeyde ruhunun bir parçası olduğuna inanan Şintoistler başkalarının mallarına da kendi malları gibi saygılılar. Kartvizitler her zaman iki elle uzatılıyor ve iki elle alınıyor (kartvizit değişmenin ismi Meişi seremonisi) alınan kartvizit özenle kartvizitliğin içine yerleştiriliyor, sokakta yere bırakılan cüzdanınızın çalınmamasının bir sebebi de cüzdanı alacak kişinin sizin ruhunuzun bir parçasını da alacak olması.

Japonlar çok mükemmeliyetçi insanlar. Bu sebepten zaten az konuştukları İngilizceyi konuşmaktan çok çekiniyorlar. Sorduğunuzda çoğu İngilizce bilmediğini söylüyor ama bazıları aslında biliyorlar, sadece bozuk İngilizce ile konuşmak istemedikleri için susuyorlar. Dolayısıyla sokakta yol sorunca karşınızdakinin yolu açıklamaması ama sizi işini gücünü bırakıp gideceğiniz yere kadar bırakması çok normal bir davranış.

Robotlar ve otomatlar

Japonların robotlarla olan ilişkisi bizimkinden çok farklı. En önemli fark, batı edebiyatında robotlar genellikle iş gören ve sonra bir şekilde kontrolden çıkıp kötülük yapan yaratıklarken Japon edebiyatında robotlar genellikle insanlara yardım eden iyi varlıklar. Ayrıca Japon kültüründe kendi kendine hareket eden canlı kopyası heykeller eskiden beri popüler.

Otomat menüsü.
Otomat menüsü.

Birçok Japon lokantasından görülen iyi şans getirdiğine inalınan el sallayan kedinin ilk kez bir gazete makalesinde görülme tarihi 1876!

Dolayısıyla Japonların robot işlerinde ileri olması çok normal. Ama robot dışında elektronik hayatın birçok yerinde var. Sokaklarda otomat makinaları çok yaygın ve sigara, içki, meşrubat dışında sıcak kahve, çizgi roman, kadın iç çamaşırı (erkek yok nedense?), hazır soyulmuş elma, mühür, muska, çiçek, tabii ki suşi, balık yemi, yasal uyuşturucu gibi şeyleri de otomatlardan almak mümkün (Japon otomat makinaları hakkında bir İngilizce site şurada.)

Otomattan içki veya pornografi alabilmek için başka bir yerden 20 yaşının üstünde olduğunuzu kanıtlayan kartlardan alıp makinaya tanıtmak gerekiyormuş. Yine sorulmadan söyleyeyim, kullanılmış kadın külodu satan otomat görmedik.

Kamakura sokaklarında gezerken heryerde bulunan makinalardan içecek almaya karar verdim. Baktım cins cins kahve var, birisinin düğmesine bastım. Bizde bu otomat makinalarından nasıl soğuk gazlı içecekler çıkarsa, Japon otomatından aldığım metal kutudaki kahve sıcaktı!

Ellerime inanamadım, ama Japonlar yapmış. Başka gün yine bir otomattan süt gazozu aldım. Süt (veya kefir) içine Uludağ Gazozu konmuş gibiydi. Ben sevdim ama benden başka kimse içmedi. Bir tapınakta da otomattan fal çıkıyordu, falınızı beğenirseniz saklıyorsunuz, beğenmezseniz çıkmasın diye oradaki ipe diziyorsunuz. İp istenmeyen fallarla dolu olduğuna göre Japonya’nın geleceği parlak diye düşündüm.

Kalanlar

Yukarıda da yazdığım gibi 2014 yerel seçim tarihi bizim Japonya planlarımızdan daha sonra belli olduğu için planlarımızdan iki gün erken dönmek zorunda kaldık. Göremediğimiz yerler: Nara, Fuşimi İnari Tapınağı, Horyu-Ci Tapınağı, Kaya Dağı ve tabii ki Osaka… Bir dahaki sefere Okinawa Adası’ndaki plajlar ve Sapporo Adası’ndaki kayak merkezleri de çok tavsiye edildi.

Ayrılırken uçakta gelmeden önce birkaçımızın beraber okuduğu Murakami’nin ‘Sahilde Kafka’ kitabını düşündüm. Sahilde Kafka’daki ucu açık bırakılan konular hakkında birçok iddia var. Bir tanesi de ruhların insandan insana geçmesi hakkında ama zaten Şinto dininde de ruhlar, tanrılar her yerdeler.

Ben de Japonya’da bu hissi sürekli hissettim; sanki Japonya’nın ormanı, ağacı, evleri, içkileri, yemekleri, hediye kutuları, sokakları, kartvizitleri, hayvanları, dağları, taşları da insanlar gibi ruh sahibi varlıklar ve insanlar gibi hak ettikleri saygıyı görüyorlar.

Herhalde Japonya’yı en çok da bu yüzden sevdim.