Tutuklı işadamı Osman Kavala dahil 16 sanığın ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılandığı Gezi davasının ikinci duruşması bugün başladı. Salonda 300 izleyici ve 70’e yakın jandarma bulunuyor.

Mahkeme Başkanı Mahmut Başbuğ avukat savunmalarını bugün bitirmeye çalışacaklarını söyledi.
Salonda tüm sıralar dolu.
Silivri Cezaevi’nde görülen duruşmada Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman ve Can Atalay’ın avukatı Fikret İlkiz söz aldı ve savunmasına başladı.

İlkiz, iddianamenin kalitesini eleştirirerek başlayıp, “İddianamenin dilini biz anlamadık. Ama durumunu, felsefesini ve mantığını çok iyi anladık” dedi.

İlkiz şöyle devam etti:
“19.2.2019 tarihli iddianamenin 23. sayfasından başlamak üzere 24. sayfada asıl iddia anlatılıyor. Deniyor ki ‘Kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen eylemleri aslında kalkışma eylemleri olarak değerlendiriyorum.
Hemen ardından sıraladığı telefon görüşmelerini ‘provokatif konuşma’, ‘etki ajanlığı’ olarak değerlendiriyor ve ‘Ülkemiz için ne kadar vahim olduğu anlaşılmıştır’ deniyor.
İddianame, Arap Baharı’ndan, eylemlerin 2011’de başladığından, bu zamandan beri eylemler düzenlendiğinden bahsediyor ve ‘Hükümeti 27 Mayıs’ta olduğu gibi sokak eylemleriyle devirmek istemişlerdir’ diyor.

İddianame, 27 Mayıs öncesi hükümetle mevcut hükümet arasında benzeşme olduğunu ileri sürüyor. Eylemlerin, bir kalkışma gayretiyle planlandığı hükümete yönelik işlenen suçlar konusunda yönlendirme yapıldığı, kalkışma hareketinin asıl sebebinin AKP hükümetinin iç ve dış politikalarla ülke içindeki alt yapı çalışmaları olduğunu ileri sürülüyor.
İddianame Gezi’yi ‘Türkiye Cumhuriyeti devletine diz çöktürme operasyonu’ olarak ifade ediyor. Bu savcı – artık hangi savcılıksa- 2011 yılından beri bu eylemleri biliyor.
Silahlı terör örgütlerine benzeyen, legal ve illegal yapıları bünyesinde eritip kontrol altına alabilen bir kalkışma/düzenleme hatta örgütlenme olduğunu, algı ile yönlendirdiğini, dünyada diğer krallıkla yönetilen ülkelerde bu tip yapılanmaya benzerliğinden bahsediliyor.
Ve iddianame Gezi Parkı’ndan ‘sui generis’ olarak bahsediyor. Bunları iddianameye karşı bir eleştiri getirebilmek için okuyorum.
‘Bu olayların, TC Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmaya engel olmayı hedefleyen, bugüne dek benzeri olmayan sui generis bir yapıyı haiz olduğu, ülkemizin sosyal nicelik ve şartlarını bilerek bunu sahaya yansıtmakta mahir olmuştur’ deniyor.
Yani bunlar, daha önce karşılaşılmamış Gezi olaylarını nasıl değerlendirdiklerini gösteriyor. Sivil itaatsiz eylemlerle, devlet açısından olumsuz anlaşılan bir kapı araladığını söylüyor. Bu kapıları tutanlar savcılardır, eğer siz bu kapıları tutamıyorsanız yazamazsınız.
Bizim anlamaya çalıştığımız, üstüne konuşmamız gereken bir dil meselesi var. Türkçe ne anlama geldiği anlaşılamadığı için böyle iddianameler karşımıza çıkıyor. Yıllar önce dönemin Adalet Bakanı bir TV konuşmasında ‘iddianamelerin kalitesiz’ olduğundan bahsetmişti.
İddianamede ‘1960 ve 80 darbelerinde olduğu gibi TC devletini zora sokarak hükümetin görevini engellemeye teşebbüs ettikleri, erken seçime zorlamak istedikleri, gerçekleşmezse Suriye ve Mısır’da olduğu üzere iç savaş ve darbe ortamına zemin hazırlamak gayretinde olmak üzere’ deniyor.
İddianamenin şöyle bir bölümü var: ‘iddianamemizin tanzim edildiği dönemde şüpheliler ve bazı basın organları tarafından bu soruşturmaların yapıldığı dönemde, FETÖ üyesi şahıslar tarafından bu soruşturmaların başlatıldığı öne sürülmüş olsa da, soruşturmaya konu tüm delil ve ‘tape’lerin yeniden kıymetlendirmesinin yapıldığı ve bu nedenle dosya üzerindeki tüm dış etkilerin ortadan kaldırıldığı zaruret üzerine izah edilmiştir.’ Eğer bana zaruret üzerine izahat etmek istiyorsanız kısa ve anlaşılır olarak anlatmalısınız.
Kim yaptı bu kıymetlendirmeyi? Biz FETÖ/PDY olayının ne olduğunu baştan beri söylüyorduk. Ama dinlemiyorlar. Siz, o dönem toplanan hukuksuz telefon görüşmelerini, ‘TAPE’leri almak üzere yeniden kıymetlendirme yaptığınızı’ söylüyorsunuz.

Kıymetlendirme ne demektir? Kıymet ‘değer’ demektir. Kıymetlendirme ‘değerlendirme’ demektir. Bahsettiğiniz bu kıymetlendirme ne anlama geliyor? Kıymetleşme değerli duruma gelmek, kıymetleştirmek değerli duruma getirmek demektir.
2018 yılında yeniden değerlendirmiş olmakla iddianamenin dilini biz anlamadık. Ama durumunu, felsefesini ve mantığını çok iyi anladık. Biz kıymetşinas mı olmalıyız yoksa değer takdir edemeyen savunma avukatları olarak kıymet naşinas mı olmalıyım?
Ama genel felsefi duruşunuzu biz bu dille anladık. Heidegger’in dediği gibi ‘Dil varlığın evidir.’ Dilin sınırları dünyanın sınırlarıdır. Biz bu iddianamenin dünyasının sınırlarını gördük. Şimdi bizim dünyamız sınırlarında, bildiğimiz dilden konuşalım.
Eğer yasalar belirgin olmak durumundaysa o zaman yasalara uygun bir iddianame beklemek bizim hakkımızdır. Hukukun dilinde konuşan, kanunun diliyle, İnsan Hakları Sözleşmesi diliyle konuşan, direnmeyi bir hak olarak kabul eden kanunların diliyle konuşmalısınız.
Yoksa bu metin kadir naşinas olarak değerlendirilecektir ki öyle zaten. Biz iddianamenin somutlaştırılmasından yanayız.
Bu davanın sanıkları zaten bu ülkenin siyasal ve ekonomik yapısı anlamında bilgili insanlar. Öbür tarafta bu anlamda baktığınızda evet, mahir insanlardır. İşte bu da aslında bizim tespitimizdir. Biz onların kıymetlerini biliriz. Biz insan kıymeti biliriz.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 11.6.2011 tarihli kararında ‘İddianame ayrıntılı olmak zorundadır, sanık neyle suçlandığını anlamalı, savunma hakkı kısıtlanmamalı’ diyor.
Bu iddianame kısaca, 20.11.2007 tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurul kararına aykırıdır. Bunu geçmiş bir karar olarak kabul edebilirsiniz. Bu karar bizim için geçerlidir. O zaman sizin için haydi haydi geçerlidir.
Hakim ve Savcılar bildirgesine göre ‘İnsan haklarına saygılıdır, insan onuru korur ve herkese eşit davranır’ sözü verdiniz. İddianamenin duruşunda olduğunuz gibi gözükmektesiniz. 657 sayfalık iddianameyi şöyle sorgulamanızı öneririm: Delilden sanığa mı gittiniz?
Kıymetlendirmenizde, eylemle kanun arasında illiyet bağı kurdunuz mu? Kurmadınız, bu iddianame de bu nedenle böyle yazıldı.”
Sanık avukatlarının savunmaları iki gün boyunca devam etmesi ve mahkemeden bir ara karar çıkması bekleniyor.