CHP'li Taşkın: Erdoğan yetkileri topladı, kendisi bir sorun haline geldi

bayulgenminez@gmail.com

MİNEZ BAYÜLGEN

23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi AKP için tam bir hezimet oldu. Bu sonuç, Erdoğan’ı ve cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini sorgulanır hale getirdi. Seçim boyunca aynı zamanda sahada da olan akademisyenlerden CHP PM üyesi Prof. Yüksel Taşkın ile toplumdaki değişimi ve bundan sonra neler yaşanabileceğini konuştuk. Prof. Taşkın’ın eserleri arasında, ‘Sosyal Demokrasi ve Din’, ‘Siyaseti Anlamak ve Anlamlandırmak’, ‘Siyaset: Kavramlar, Kurumlar, Süreçler, Milliyetçi Muhafazakar Entelijansiya’, ‘AKP Devri, 1960’tan Günümüze Türkiye Tarihi’ (Suavi Aydın ile birlikte) bulunuyor. 

Yüksel Taşkın.

Ekrem İmamoğlu rakibi Binali Yıldırım’a 57 kat fark atarak yeniden İstanbul büyükşehir belediye başkanı seçildi. Böylesine büyük bir fark sadece 22 günde nasıl gerçekleşebildi?

31 Mart’ta yapılanları toplum vicdanı kabul etmedi. Ayrıca bu çok önemli bir kazanımdır. Demokratikleşme sürecinde böyle bir refleksin olması ileride gerçekten çok işimize yarayacak. Bir de Ekrem Bey varoş diye tabir edilen kentin çeperlerinde gezdiğinde orada müthiş bir huzursuzluk vardı. 

İstanbul’un bu yoksul ilçeleri İmamoğlu’na nasıl yaklaştı peki?

Ekrem Bey’e bir çeşit kahraman gibi yaklaşıyorlardı. Ekrem Bey de İstanbul’un hep bu bölgelerinde dolaştı. Şehrin eski merkezlerine değil, çeperlerine gitti. Esenyurt, Küçükçekmece gibi 31 Mart’ta almayı başardığımız bu iki büyük İstanbul ilçesi bize zaten işaret vermişti. Nitekim İmamoğlu, Esenler’den Bağcılar’a, Bahçelievler’den Sancaktepe’ye, Sultanbeyli’ye yöneldi. Ve bu politika çok başarılı oldu. İYİ Parti ve HDP seçmenini konsolide edeceğimizse zaten belliydi.

Ne yaptınız peki? 

Birkaç toplum kesimi vardı yöneleceğiniz. Örneğin eğitimli ve endişeli muhafazakarlar. Türkiye’nin gidişatından, dünyadaki konumdan memnuniyetsiz olan kesim bu. Dolar, Euro kurları ne anlama geliyor, biliyorlar. Bu kesimin yaşadığı iktisadi sıkışmışlıkla Ekrem Bey’e yapılan haksızlık örtüştü. 

‘İstanbul adeta bir Doğu Karadeniz kentidir’

AKP’yi var eden simge ilçeler Fatih, Üsküdar gibi yerlerdeki İmamoğlu başarısı sadece ekonomi ile açıklanabilir mi? 

Bu ilçelerdeki yönelimin bir kısmı Doğu Karadenizlilik dinamiğiyle açıklanabilir. İstanbul adeta bir Doğu Karadeniz kentidir. AKP örgütü de buralarda iyi performans sergileyemedi ve huzursuz Doğu Karadenizlilerin endişelerini gideremedi. Ve tabii Pontus tartışmasıyla birlikte Ekrem Bey’e ciddi bir yönelim oldu. 

AKP iktidarı bugüne dek toplumu bölen çatışmalar yarattı, bundan beslendi. AKP, Pontus atağı ile Karadenizlileri birbirleriyle çatıştıracağını mı umdu? Karadenizliler arasında böyle bir ayrışma mı vardı?

İlk duyduğumda “Herhalde bir dil sürçmesi oldu, bu konuyu hızla unutturacaklar” dedim. Ne de olsa AKP örgütlerinin ana omurgası Doğu Karadenizlidir. Ancak düzeltmediler. Ekrem Bey Trabzon, Ordu ve Giresun’da mitingler yaptı. Trabzon halkı ‘galeyan tepkisi’ verdi. O mitingde AKP’li insanlar vardı.Nitekim seçimlerin bu oy farkıyla kazanılmasında Karadenizli seçmenin kesinlikle payı oldu. 

Şu an farklı projeksiyonlar, mahalle analizleri yapılıyor.  

Ne gördünüz?

İstanbul’da Doğu Karadenizlilerin en fazla olduğu Beykoz, Üsküdar ve Sarıyer’de çok ciddi oy artışları var. İlk seçimde Sancaktepe’de CHP’li aday kıl payı kazanmak üzereydi ama Doğu Karadenizlilerin tamamını ikna edememişti. 23 Haziran’da bu kez oy verdiler. Bir ara Rize’ye gittim. AKP’liler tepkilerinden ötürü partilerinin hiçbir organizasyonuna katılmadı. İstanbul’a oy vermeye de gelmediler. Ekrem Bey’e hayırlı damat lakabını taktım zaten ben.

Niye? 

Doğu Karadeniz’de hemen her ailenin bir CHP’li damadı vardır. Dolayısıyla o bölgede böyle bir hafıza var. Tanıdık bir figür.

‘AKP kendisinin ‘doğal aristokrasi’ olduğuna inanıyor’

AKP böylesine vahim bir hatayı nasıl yapabildi? 

Kimseyi dinlemiyorlar. Erdoğan vazgeçilmez olduğuna inandırılan bir lider. Ümmetin lideri olarak görüyor ve gördürtülüyor. AKP’liler, milletin hakiki evlatları olarak ‘doğal aristokrat’ olduklarına inanıyorlar. 

Bu neye yol açıyor?

Hata üzerine hata yapıyorlar. Pontus, Binali Yıldırım’ın Kürt açılımıyla ilgili her hamleyi Süleyman Soylu’nun hemen bozması vs… Erdoğan’ın çevresindeki niteliksiz kadronun ona ‘Sahaya inmiyorsunuz, kaybediyoruz’ önerileri vermesi. İktidarın trajedisini izliyoruz.

İktidarın trajedisi tam olarak nedir?

Erdoğan’ın sahaya inerek, Ahmet Kaya güzellemesi yapmasından anlayabilirsiniz.

Nasıl yani? 

Ahmet Kaya güzellemesinin tarihi donmuş bir kere. Osman Baydemir, Gülten Kışanak, Selahattin Demirtaş içerideyken siz Ahmet Kaya güzellemesi yapacak bir zeminde değilsiniz. İnandırıcı bulunmaz. 

İmamoğlu’nun Türkiye’deki tüm siyasi parti seçmenlerinden oy aldığı gözleniyor. Seçmende Erdoğan karşıtlığı da rol oynadı mı? 

‘Hayır bloku’ dediğimiz demokrasi ittifakı çok iyi örgütleniyor. Türkiye’de sivilliğin, demokratlığın dinamiği yan yana gelmeyi başaran muhalefete geçti. 

Toplum yerel iktidarı muhalefete vererek nasıl bir mesaj verdi?

“Sen iktidara hazır ol çünkü ben bunlardan bıktım” dedi. İktidarın elindeki en büyük kart Erdoğan ama muhalefet karşıtlığını birleştiren en temel sebep de Erdoğan.

‘Psikolojik üstünlük MHP’den İYİ Parti’ye geçti’

Peki ya MHP?  İYİ Parti, MHP ile rekabet ediyor mu? 

Ediyor ve etmeye devam edecek. 31 Mart oyları analiz edildiğinde İYİ Parti yüzde 8 oy almış. 

Bu neyin göstergesidir? 

Yani İYİ Parti yüzde 10’luk potansiyelini koruyor. Bugün, psikolojik ve ideolojik üstünlük İYİ Parti’ye geçti. Özellikle İmralı mektubu hikayesinde ciddi bir oy artışı yaşandı. MHP’lilerin yaklaşık yüzde 40’ı Ekrem Bey’e oy verdi. Zaten ona oy vermek istiyorlardı, İmralı mektubu onlara psikolojik bir motivasyon verdi ve rahatlatıcı bir unsur oldu. 

Peki bu sonuçtan sonra MHP eski gücünü korur mu? 

Türkiye’deki milliyetçiliğin tanımı devletin etrafına yanaşarak bir yerlere gelme kültürüdür. Bu, MHP’ye güç veriyor. Eğer devletin siyaset ve ekonomideki rollerini değiştiren bir süreç yaşanırsa farklı şeyler olabilir. 

‘İstanbul’un çocuk merkezli küçük aileleri dönüşüyor’

Kadınlar bir seçimde gerek seçmen, gerek yönetici olarak ilk kez bu kadar öne çıktı. Kadın seçmen nasıl bu kadar siyasallaştı? 

Her şey referandumla başladı. Kadınlar orada çok ciddi bir saha tecrübesi edindi. Bu seçimde de gönüllülerin büyük bölümü kadındı. Bütün muhafakazakar rejimler kadınlara bir rol biçerek, onların üzerinden bir sınırlamayla yükselir ve kadınların gerilemesine yol açarlar. Tıpkı İran’da olduğu gibi özgürleşme kadınların kaldıraç etkisiyle oluyor. CHP İstanbul İl Örgütü Başkanı Canan Kaftancıoğlu bu özgürleşmenin simgesi oldu. Buradaki sıkıntı şu: Evden çıkmayan, evde tecrit olan kadınlara ulaşmakta sorun yaşanıyor. 

CHP bunu nasıl aştı? 

Onlar da temelde çocuklarının geleceği konusunda ciddi endişe taşıyor. İstanbul çocuk merkezli küçük ailelere dönüşüyor. İmamoğlu bu yüzden bu seçimi çocuklar ve gençlik üzerine kurdu. 

‘İslamcı gençler Erdoğan’ın İslamcılığına uzak’

Türkiye’nin yeni seçmen grubu olan gençler İmamoğlu’nu tercih etti. AKP’nin genç seçmen kaybı nelere yol açacak?

Uzun süredir kafamda, İslami cenahta bir kuşak çatışması olup olmadığıyla ilgili bir soru var. Bu çocuklar artık Tayyip Erdoğan’ın soğuk savaş esintili İslamcılığını uzak ve biraz da hamasi buluyorlar. Gençler o söylemler tarafından sınırlanmak istemiyor. Bugünkü gençliğin kültürel açıklayıcısı melezleşme. 

Melezleşme nedir?

Yani gençler birbirlerine karışıyor. Başörtülü ile başı açık olan biri yan yana geldiğinde eski kuşaklar kadar tehdit hissetmiyor. Bu gençler de bunun siyasi karşılığını görür görmez, ki özellikle baş örtülü genç kadınlar hemen oraya yöneliyorlar. Yıllardır söylüyorum, bizlerin demokrat olması yeterli. Karşı taraf bu sıkıştığı yerden çıkamıyor çünkü. Özellikle başörtülü dindar kadınlardan Ekrem Bey’e olan ilgi demek ki siyasetin doğru yapılmasıyla alakalı. Kutuplaşmaya da en büyük yanıt bu oldu. İnsanlara baktığınızda kime oy verdiğini anlayamıyorsanız bu bir normalleşmedir. Buna ihtiyaç vardı. 

Yeni bir lidere mi? 

Evet. Liderleri zaten toplum yaratır. Toplum önce Muharrem İnce üzerinden bir şey yapmaya çalıştı. Bugün Ekrem Bey bu boşluğu söylem ve pratikleriyle çok iyi doldurdu. Ekrem Bey kendiliğinden organik bir kampanya yürütebiliyor. Atatürkçülüğü de, dindarlığı da, modern hayat tarzı da hepsi çok sahici. 

‘AKP yaşlanıyor, dinamik kesimlerden kopuyor’

AKP’yi gençlerden başka kimler terk ediyor peki? 

Dediğim gibi gençlerde çok zorlanıyor. Elindeki imkanlarıyla elinde tutabiliyor ama iktidarı zayıfladığı müddetçe tutamayacak. Gençler çok kırılgan bir dönemde. Çok sayıda genç, muhalefet partilerine üye olamıyor. 

Niye? 

Çünkü devlette şansları olamayacaklarını düşünüyorlar. İktidar olanakları zayıfladıkça, daha da mesafe alınacak. Asıl mesele AKP’nin giderek yaşlanması. İstanbul örneğinde de, dinamik kesimlerden kopmaya başladı. Türkiye’nin yüzde 75 ile 80’i zaten Batı’da yaşıyor. Burada büyük bir ivme kaybediyor. Dolayısıyla Türkiye’nin sosyolojisi başka bir iktidar merkezi inşa diyor.

AKP’yi ilk terk eden kimler oldu? 

AKP’yi öncelikle terk eden daha eğitimli muhafazakarlardı. Bunların hepsi eski merkez sağ değil. AKP’nin getirdiği imkanlarla eğitim kazanan, dünyayı takip eden, tatil yapma şansı veya bir başka ülkeye gitme şansı olduğu zaman Avrupa’ya gidenler. Demek ki şimdi de merkez sağdan gelenler gidiyor. 

Kime gidiyor?

Milliyetçilerin yarısı, seküler damarı olanlar İYİ Parti’ye gitti. Şu anda yoksullarda da bir gedik oluştu.

‘Modernleşmeci bir toplum bu’

AKP-MHP ittifakında CHP- İYİ Parti ve bu demokrasi cephesine destek veren partilerdeki gibi güçlü bir işbirliği yok. Daha önce Türkiye’de bu kadar güçlü bir ittifak kurulmuş muydu? 

Hayır. 80 darbesi öncesinde cumhurbaşkanı seçmek için bu başarılsaydı, belki darbeler olamayacaktı. AKP de iktidar olamayacaktı. Türkiye’de iki temel kutuplaşma problemi var. Biri İslam-laiklik, diğeri Kürtlük-Türklük. Birincisinde toplum bir çözüm üretti. Toplum “İşte Ekrem İmamoğlu dindar. Dindarlığı da modernliğe mani değil” dedi. Bu, modernleşmeci bir toplum. 

‘Kürt meselesinde normalleşmezsek, AKP-MHP üzerimize gelir’

Peki ya Türklük-Kürtlük konusunda bugün neredeyiz?

Orada tıkanıyoruz. Türkiye’nin ferahlaması için Kürt meselesinde insanların ezberlerini bozması gerekiyor. Bu toplumun büyük bir kesimi demokrasi ittifakında HDP’nin niye olmazsa olmaz olduğunu, onsuz yüzde 51’e ulaşamayacağını biliyor. AKP-MHP’nin varoluşunu mümkün kılan devletçi-milliyetçilik altındaki halıyı çekmek için Kürt meselesinde normalleşme şart. Eğer Türkiye bunu başarırsa Türkiye demokratikleşmede sıçrama yaşar. Yapmazsa devletçi otoriter-milliyetçilik bu bahaneyi kullanarak üzerimize gelir.

İlçelerdeki oy oranlarına, siyasi partiler arasındaki geçişkenliklere bakarak İstanbul seçimini bir genel seçim tercihi olarak da yorumlayabilir miyiz? 

Evet. Toplum iktisadi krizin cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtiğimiz için olduğunu görüyor. Otoriter rejimlerden çıkışta çok basit iki şey var. Bir, muhalefet ortak paydalar etrafında bir araya gelebiliyor mu? İki, iktidar bloğundan bir parça kopuyor mu? Bu ikincisinde Babacan’ın kuracacağı partinin etkisi olabilir. Yalnız riskler de var. 

‘Muhalefet referandumda ısrar edecek’

Nedir riskler?

Küresel ortam, demokratikleşmeci aktörlerin lehine değil. İkincisi, iktisadi kriz öyle bir yere gidebilir ki, ilk defa Türkiye’de açlık riski var. Böyle bir yerde de sokaktaki insanları birbirine düşürme gibi bir gaflete de girebilirler çünkü kendi sorumluluklarını kabul etmeme hali var. Tabii toplumda sokağa karşı da bir refleks var. 

İktidar ne yaşayacak sizce?

Belki erken seçim, belki Meclis’teki AKP’li milletvekillerinden oluşan bir bloğun kopuşu veya son günlerde tartışıldığı söylenen cumhurbaşkanlığı hükümet sistemindeki bazı yetkilerden feragat etme…

Cumhurbaşkanı sizce yetkilerini paylaşmayı kabul eder mi? 

Bana olası gelmiyor. 

‘Siyasal ve anayasal yetkilerin yüzde 75’i Erdoğan’da’

Erdoğan seçim yapmayı çok seven ve seçim rekoru kırmış bir lider. Oysa ilk kez başkanlık sisteminin referandumla tekrar ölçülmesini istemiyor. Muhalefet ise bu tartışmayı açtı. Sizce referandum kaçınılmaz mı?

Türkiye’de “Eski sistem daha iyi” diyenler yüzde 60’a dayandı. Biz yeni ve sivil bir anayasa için zaman zaman referandum çağrısı yapacağız.  Erdoğan da gitmeyecek. Ancak yine de muhalefet referandum ısrarına devam edecek. Bu sistem böyle kalmayacak. Belki ilk aşamada yarı başkanlığa gidiş olur. Benim tercihim olmasa da…

AKP’li vekiller bu sistemden memnun mu? 

Değil, bu sistem işlemiyor. Ama son derece ürkekler. Doğrudan topa girmezler. Anadolu’daki insanlar da bu sistemde meclisin işe yaramadığını biliyor. Bugün bakanlar da bakanlıkları yönetmiyor. Erdoğan her detayı görmek istediği için kararnameleri danışmanlarına hazırlatıyor. Yani ne 600 vekil, ne bakanlar işe yarıyor. 

Orta – düşük gelir kesimindeki vatandaş meclisin işlemediğinden etkileniyor mu peki?

Tabii çünkü Anadolu’da meseleler birikince TBMM’ye gidip bunları çözme alışkanlığı vardır. Her meclis döneminde TBMM’yi 5 milyon insan ziyaret eder. İnsanlar yemek yemekten, dişçi bulmaya kadar milletvekillerinin kapılarını çalardı. Bugün ne oldu? Siyasal ve anayasal yetkilerin yüzde 75’i Erdoğan’da. Popülizmin meselesi de işte tam bu. 

Nedir?

Yetki biriktirerek, sonunda kendisinin bir sorun haline dönüşmesidir. 

‘Toplum için en başarısız kişi Berat Albayrak’

Siz hep sahada olan bir akademisyensiniz. AKP’li seçmenlerin rahatsız oldukları siyasiler kimler?

Parti farketmeksizin, Türkiye’de en başarısız bulunan kişi Berat Albayrak. 

Türkiye’nin neye ihtiyacı var şu anda? 

Açık koalisyonlara. Yeni sistem gizli kapaklı koalisyonları içeriyor. Sorunlar karşısında güç ve yetkiyi bölüşmeyi değil, gücü biriktirmeye yöneliyor. 

Tarikatlar da AKP için oy istemişti ancak onların da kitlesel mobilizasyonunun olmadığı anlaşıldı. 

‘Toplum siyasal İslamcılığı reddediyor’

Tarikatların gücü azaldı mı? 

Bunlar Erdoğan’a “Sen bize, biz sana yardımcı olalım” diyen kitleler. Kendi kitlelerine neredeyse ‘Ekrem beye oy vermek cehenenneme gitmektir’ dercesine çağrılar yaptılar. Olmadı, işe yaramadı. Bunun kırılması çok önemli işte. Dindarlık üzerinden yaratılan kutuplaşmaya bu toplum sosyolojisi ve kurnazlığıyla bir yanıt üretti. Toplumda siyasal İslamcılığa karşı güçlü refleks var. Yani bu toplum, siyasal İslamcılığı reddediyor.

‘Demirtaş süreci doğru okudu’ 

Dış basına göre Erdoğan’ın sistemi, bölünmüş bir muhalefete dayanıyordu. Kılıçdaroğlu ise muhalefeti birleştirmek için çaba sarf etti. Kılıçdaroğlu’nun en büyük taktiği bu muydu?

Referandumda Kılıçdaroğlu CHP’yi daha arka planda tutarak, sivil dinamiği öne çıkardı. Türkiye’de sağ popülizme karşı ciddi bir muhalefet dinamizmi var. Hem İYİ Parti, hem Saadet hem de HDP’nin özellikle Demirtaş’ın süreci doğru okuması Kılıçdaroğlu’nun işini de kolaylaştırdı.

Bundan sonrası için ne gerekiyor?

Türkiye’nin nitelikli, eğitimli insanlarının bu sürece katılması Ekrem beyin yalnız bırakılmaması ve sürekli denetlenmesi gerekiyor çünkü mevzuat çok engelleyici. Güçlü başkan, zayıf meclis sistemi var. 

Kimler mutlaka katılmalı bu sürece? 

7 Haziran’da etkin olan akademik, entellektüel kitleler vardı. O günden beri hiçbir yerde yoklar. Ayrıca bizim sol entellektüellerimizin edilgenliğinin avuntusu olan bir HDP olumlaması var. CHP’yi HDP’ye karşı tavır üzerinden sert biçimde eleştirip sonra Canan Hanım gibi bir insanın -ki sol kimliğiyle bilinir ve çok sevilir- davasına neredeyse hiç katılmadılar. Çok azı geldi mahkemeye. Radikal edilgenlikte fayda yok. Özetle, yerel yönetimleri kendi haline bırakırsanız, oligarşileşiyor. İstanbul’un iyi yetişmiş insanlarının mutlaka sürece katılması gerekiyor.

Babacan ve Gül’ün kuracakları söylenen parti nereye oturacak sizce? 

İYİ Parti gibi bir çıkış yapacakları gözüküyor. Siyasi İslam motivasyonlarıyla AKP’nin ilk zamanlarındaki gibi sadece taktik nedenlerle demokrat takılma gibi bir yanlış yaparlarsa, bu toplumda şansları yok bence. Bu toplum İslam’ın siyasal alana inmesiyle, temiz kadrolar, inanç gibi pek çok şeyin çözüleceğine inandı önce. Oysa siyasal islamcılık ekstra fayda sağlamadığı gibi çok şey götürdü. 

‘Merkez sağda boşluk var’

Sağda bir boşluk var mı peki? 

Var, bir zemin var. Merkez sağa tam olarak İYİ Parti de yerleşemedi. Yeni partinin başarılı seküler kadınların peşinde olduğunu duydum. Zaten “Türkiye’de merkez sağı canladırırsam Türkiye’yi yönetmek daha kolay olur” diye düşünüyorlar. 

Doğru mu düşünüyorlar? 

Evet doğru düşünüyorlar çünkü AKP olarak yönetmektense merkez sağ olarak Türkiye’yi yönetmek daha kolay.

Peki bu yeni parti muhalefete yarar mı? 

Evet, yüzde 51 için avantaj olabilir. Bir anayasa sorunu var. Yeni parti yeni anayasayla bir sürü meseleyi çözme konusunda partner olabilir. Eğer doğruysa Babacan’ın partisinin İslami referanslardan uzak durma çabaları muhalefet bloğunun başarısı. Yarın öbür gün Erdoğan’ın etrafındakiler ılımlı hamleler yaparsa, bu da yine muhalefetin başarısı olacak.

‘Babacan için hikaye kurulursa İYİ Parti’yi geçebilir’

Ekrem İmamoğlu yepyeni bir isim olarak toplumu heyecanlandırdı. Gül, Babacan hepsi bilinen eski yüzler. AKP’li seçmenden ilgi görürler mi? 

Görürler çünkü vatandaş “Bunlar gitti, ekonomiyi batırdılar. Bunlar gitti, bak bütün dünyayla kavgalıyız. Bunlar gidince olanaklarım da elimden gitti” diye düşünebilir. “Babacan gelecek, ekonomiyi kurtaracak” hikayesi kurarlarsa, İYİ Parti’den de daha geniş bir alan bulabileceklerini düşünüyorum. Babacan ve ekibinin aşırı temkinliliği beni rahatsız ediyorsa da nesnel olarak baktığımda bu potansiyelleri var.

Toplumun bir kesimi HDP’yi son dakikada bir karar değiştirir mi diye izledi. HDP ise demokrasiyi bir pazarlık konusu yapmadı. Yola Türkiye partisi olma iddiasıyla çıkmıştı. Bu seçimden sonra HDP’yi nasıl tanımlıyorsunuz? 

Aslında HDP çok bocaladı. Bence HDP hala tam olarak Selahattin Demirtaş’ın çizgisinde değil. Bölgeye bazen parti görevlisi olarak da gönderiliyorum. Muş, Bingöl, Bitlis vs.

‘Demirtaş koalisyonda belki Dışişleri bakanı olabilir’

Ne gözlemliyorsunuz?

Oradaki insanlar, ‘Hayvancılık niye öldü, tarımdan neden para kazanmıyorum, İŞKUR neden partizan’ gibi dünyevi meseleler üzerine düşünüyorlar. HDP belediyelerinin de bu dünyevi meselelere çözüm üretmesini ve ideolojik düzlemden biraz çıkmasını istiyorlar. Orada da partileşme anlamında bir boşluk var.

Nasıl? 

HDP’nin içinde de çok sıkıntı var. Ancak Demirtaş, tarihi bir lider haline geldi. Muhtemel bir koalisyonda Demirtaş belki dışişleri bakanı olabilir. Demirtaş, HDP’yi Türkiye’nin kilit partisi olmaya itti. Oysa HDP bu kilit parti olma rolüne bütünüyle hazır değil ama Demirtaş ısrarla buraya itiyor. Açıkçası siyasi parti lideri varken, İmralı’ya gidip belli konularda “Sen ne düşünüyorsun” diye sormak… Ben burada partiyi, örgüt liderine tercih ederim.