Yazar Burcu Aktaş: Bir ayı mı yoksa bir insan mı daha vahşidir?

LİKYA BADEMCİ

Çağdaş çocuk edebiyatının tanınan kalemlerinden Burcu Aktaş’ın yeni çocuk romanı ‘Vahşi Şeyler’, kahverengi deniz, bitmeyen inşaatlar, başlangıcı ve sonu bilinmeyen kış, plastik çiçeklerle kaplı bahçelere meydan okuyan bir doğa mücadelesi.

Aktaş ile şehrin merkezinde yaşayan ve her gün penceresinden dürbünle aşağıdaki caddeyi izleyen 85 buçuk yaşındaki Mualla ve küçük gizemli bir kızın hikayesini anlatan kitabı hakkında konuştuk.

Yeni romanınızda kent ve doğa ikiliği üzerinden bireyin varoluşunu sorguluyorsunuz. Sizce doğa ile bağları kopmuş bir bireyin geçmişiyle de bağları kopmuş mu sayılır?

Geçmişiyle, gelecekle, kendisiyle, yaşamla, dünyayla bağları kopmuş sayılır. Bu romanı yazmak istediğimde hiçbir canlıya yaşam alanı bırakmamaya neredeyse yemin etmiş işgalci şehir anlayışının kimleri en çok mağdur ettiğini, kimleri en çok köşeye sıkıştırdığını düşündüm ilk önce.

Fotoğraflar: Muhsin Akgün

Gördüm ki her yaştan insandan hayvana kadar herkes mağdur. Sınırları fütursuzca genişleyen vahşi betonarme şehirlerin eleştirisi bu. Bireyleri büyük bir yabancılaşmaya, hayvanları yurtsuzluğa sürükleyen vahşi anlayışların da…

Kitabınızın adı ‘Vahşi Şeyler’. Bu vahşi şeyler birden şehri istila eden hayvanlar değil de şehri harabeye çeviren insanlar gibi ama….

Evet, vahşi şeylerden kastedilen asla şehirde birden beliren yaban hayvanlar değil. Çünkü şehri istila eden onlar değil. Şehir onların yaşam alanlarına doğru genişlediği için ister istemez şehrin içinde kalıyorlar. Çarpık şehirleşme ve tüketim hızındaki artış biz insanlar dışında artık resmen yaban hayvanların da yaşam biçimlerini değiştiriyor. Dolayısıyla Vahşi Şeyler ’in temel sorusu şu: “Bir ayı mı yoksa bir insan mı daha vahşidir?”  

Vahşi Şeyler, Burcu Aktaş, Doğan Egmont, 117 sayfa.

Kitap aynı zamanda bir doğa çağrısı. Bilhassa şehir hayatında çocukların doğadan çokça uzaklaştığını da göz önünde bulundurursak, bunun sebepleri neler sizce? Ve bu açmazın içinden nasıl kurtulacağız?

Biliyor musunuz, Türkiye’de her 10 çocuktan altısı günde bir saat ya da daha az süre dışarıda oyun oynuyormuş. Bu açmazdan ancak evimizin neresi olduğunun farkına vardığımızda kurtulabiliriz. Şu soruda herkesin ısrar etmesinin zamanı geldi de geçiyor bile: Evimiz neresidir? Tek bir cevap var bana kalırsa, bunu bulduğumuzda ya da anlayabildiğimizde işgalci anlayışımızdan belki vazgeçeriz.

Romanlarınızda genel olarak kentin karşısında daha canlı ve organik bir mekân olarak mahalle beliriyor. Sizin için mahalle değerlerin de cisimleşmiş hali. Bu algınızı besleyen kaynaklar neler?

Mahallede beni etkileyen şey, tüm insanların bir araya gelebilmesi, bir arada olabilmesi. Mahallenin, hayatın küçük ölçeği olduğunu düşünüyorum. Orada her şey yolunda ise hayatta da yolundadır, yok eğer değilse hayat da aksar.

Çocuklarla sık sık buluşan bir yazar olarak çocukların kitap okuma alışkanlıkları hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce çocukların kitapla nasıl bir bağlantısı var?

Kitabı tartışan okurlardan kesinlikle bahsedebiliriz. Çocuklar net görebiliyor, önyargılarına yenik düşmüyorlar. Hayallerinin peşinden gitmesini biliyorlar. Hayal güçlerini geriye atmayıp kullandıkları için düşünme biçimleri derinlikli ve çok boyutlu oluyor. Bu yüzden onlarla buluştuğumda her şeyden önce iyi hissediyorum. Bir okur olarak ne kadar özenli olduklarını görüyorum. Eleştirideki objektif tavırlarını çok takdir ediyorum. Meraklarını dizginlememelerinden çok etkileniyorum.

Ama teke tek karşı karşıya gelmenin en kıymetli yanı, bir yetişkin tarafından ‘büyük’ öğretilmişliklere boğulmayan ve zapturapt altına alınmayan bir çocukla konuşabilme fırsatı. Yetişkinlerin çocuklara okur olmak ya da kitap okumakla ilgili didaktik laflar söylemekten önce kendilerinin kitap okumanın yaşamak için yapılan bir şey olduğunu anlamaları gerekiyor.

Sizin çocuk edebiyatı algınızı oluşturan, etkilendiğiniz kaynaklar neler? Çocuk kitapları arasında başucu kitaplarınız var mı?

Hayatta başa çıkmakta zorlandığım şeyler olduğunda, bakış açımı genişletmek ihtiyacı duyduğumda hep çocuk edebiyatından yardım aldım. Yaşım kaç olursa olsun. O da kadar çok başucu kitabım var ki iki tanesini söyleyeyim: ‘Pal Sokağı Çocuklar’, ‘Şişkolar ve Sıskalar’.