DENİZ ARSLAN
2010’da Brezilya’nın teknik direktörü Carlos Dunga oynattığı futbolu beğenmeyenlere ‘mühim olan sonuç’ diyerek şöyle şarlamıştı:
“1989 yılında, Copa America’yı 30-40 yıldır, Dünya Kupası’nı ise 20 yıldır kazanamıyorduk, ondan sonra 1994 ve 2002’de DK’yı, dört kere de Copa America’yı kazandık.”
Futbolculuğu zamanında Dunga’ya ülkesinde ‘o alemão’ diyorlardı, ‘Alaman’ yani. Dunga’nın Alamanlığı oynadığı topun düzlüğünden, intizamından ve tabii efektifliğinden geliyordu. Ama Salı gecesi Belo Horizonte’de acayip bir şey oldu. Dunga hocamın mantığıyla devam eden ‘sonuç odaklı’ Brezilya, on bir ‘alemão’nın karşısına çıktı ve maçın skorunu FIFA değil, Kandilli Rasathanesi tescil etti: 7-1

Kendi evinde en son 1975 yılında maç kaybeden, futbolun anavatanı değilse de temaşa haline geldiği yer olmakla övünen, 1950’deki Maracana trajedisinden sonra ilk kez Dünya Kupası düzenleyen Brezilya; akıllı, çalışkan, hevesli, esnek ve belki biraz da şanslı Alman oyuncular karşısında dut yemiş bülbüle döndü. En az Tayyip Erdoğan’ın konuk olduğu bir televizyon programı kadar tek yönlü geçen maçın analizini ya da hikâyesini yazmak çok anlamlı gelmiyor şimdi bana. Bunun yerine gelin, maçı kazanan tarafın Almanya olduğunu bir an için unutup, Brezilya’nın hezimetine neden üzülmemek gerektiğini konuşalım.
Brezilya ve Scolari bunu hak ettiği için

Uşakspor’un forvet hattına koysanız bizim Pazenci Hasan’ın “Len bu emsiz oğlanı amele bazarından mı bulup gelmişle?” diye şarlayacağı Fred’iyle, neredeyse her maçta ve her fırsatta ayağına kurşun sıkılmış gibi kendini yere atan futbolcularıyla, ne idüğü belirsiz, sözde ‘sonuç odaklı’, Üründülistik, kabız futboluyla, 5-0 yenik oynadığı maçta oyuna “ben artık halamların Curitiba’daki yazlığına gitmek istiyorum” diye bas bas bağıran Paulinho’u sokan, kifayetsiz, kasaba esnafı hocasıyla, ağırbaşlı, oturaklı bir yıldızdan çok yılışık bir hanutçuyu andıran yanarlı-dönerli süperstarıyla, bir gol yedikten sonra peksimet hamuru gibi dağılıveren dirayet timsali (!) savunmasıyla ve sürekli ağlayan, Bülent Arınç tıynetli oyuncularıyla, 2014 model Brezilya, böyle ağır bir mağlubiyeti hak etmedi mi? Brezilya şampiyon olsaydı; Fred’i kadroda tutmak ve 80’ler TRT estetiğinden hallice bir top oynayan bu takımı yaratmak dahil bütün Scolari kararları temize çekilecek, Dunga yukarıdaki gibi sade suya tirit demeçler vermeye devam edecekti.
Göstericilerin ahı alındığı için

Büyümeyle birlikte gelir eşitsizliğinin de zıvanadan çıkmış Alman milli takımı gibi ivmelendiği Brezilya, bir çoğu turnuvadan sonra çürümeye bırakılacak stadyumlar ve işin kaymağını yiyen FIFA’nın diğer şartlarını yerine getirmek için 11 milyar dolar para harcadı. Kupaya yetişsin diye hızlandırılan inşaatlarda işçiler öldü, misafirlere güzel görülsün diye makyajlanan favelalarda halk evlerinden edildi ve o gıcır gıcır stadyumlarda kupayı sadece sponsor firmaların davet ettiği kalantorlarla zengin Brezilyalılar izleyebildi. Brezilya kupayı kazanmış olsa, haklı gerekçelerle sokaklara inen göstericilerin talepleri de, maruz kaldıkları polis şiddeti de, gösterdikleri dayanışma ruhu da arka planda kalacaktı. Şimdi öfke yeniden birikecek, ‘bunun için miydi’ hissiyatıyla talepler daha bir canlı dile getirilecek. Gerisini Dilma Başgan düşünsün. (Bu arada, Brezilya’nın Porto Alegre’de, Esenler’den bile büyük, on beş katlı dev bir otogar inşa etmeyi planladığı ve bundan rahatsız olan Alman derin devletinin olayda parmağı olduğu iddiaları da var.)
Şilililer şen olsun diye

2010’da cıva gibi bir takım vardı, Marcelo Bielsa yönetiminde grup maçlarının tozunu atıp, kupanın en heyecan verici toplarından birini oynamış, orta sahasında Melo ve Gilberto’nun oynadığı bir takıma elenerek bir neslin adalet duygusunu kökten sarsmıştı. Aradan dört sene geçti, yine aynı şey oldu. Şili yine çiçek gibi bir takımla, hep dikine, hep kaleye giderek aklımızı aldıktan sonra Brezilya’ya karşı, bu kez penaltılarla elendi. Sevgili Almanya, ikinci vatanım, belki yalnızca bunun için sevebilirim seni, Şili’nin ahını aldığın için.
Löw, deney yapmaktan vazgeçsin diye

Bir de tersinden bakalım. Almanya’ın turnuvadaki ilk dört maçı dünyada sadece Pep Guardiola ile Joachim Löw’ün bildiği gizli futbol gerçeklerinin kafamıza kakılması çabasından ibaretti. Neyse ki Löw biz mankafalıların bunu anlayamayacağımızı Fransa maçından önce fark edip, Lahm’dan orta saha, Müller’den hedef forvet, Mustafi’den sağ bek, Khedira’dan kulübe ısıtıcı, Klose’den de ‘genç Semih’ yaratma hevesinden vazgeçti. Almanya’yı sevmesek bile, bu yakası açılmadık fantezileri Löw’e unutturacağı için bu galibiyete sevinebiliriz. (İllâ ki Lahm’dan orta saha yaratılacaksa, Yusuf Şimşek’ten sağ bek çıkaran Mustafa Denizli geçsin takımın başına.)
‘Şah iken şahbaz olmak’ deyimi cümle içinde kullanılsın diye

Brezilyalı oyuncuların demeçleri, Scolari’nin eleştiriler karşısındaki aldırmazlığı, Neymar’ın göklere çıkarılması, Zuniga’ya resmen cani muamelesi yapılması başta olmak üzere; Brezilya bir bütün olarak bu turnuvada küstahlık sınırında dans edip durdu. Şimdi mümkünse şah iken şahbaz olan sambacı kardeşim, şu güzelim istatistiği çerçeveletip evine assın, sonra da sokaktaki göstericilere katılsın:
Dünya Kupası tarihinde tek devrede 5 gol yiyen takımlar: Haiti, Zaire, Brezilya.