Mümtaz'er Türköne: Erdoğan'ın 'hayalet avcılığı', devlet olmayı beceremediğinin göstergesi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Askerî vesayeti sona erdirmek için bir yan destek olarak devreye sokulan ve çok işe yarayan AB perspektifindeki demokratikleşme süreci, Ergenekon ve Balyoz davaları ile gereksiz hale geldi. Erdoğan devlet içindeki işini bitirince doğrudan topluma yöneldi. Topraklarını genişletmeye çalışan bir imparator gibi sivil toplumu fethetmeye girişti. Duruşunuzla, yürüyüşünüzle devlet gibi olunca sivil topluma burun kıvırıp, sinek gibi görmeye başlıyorsunuz.

Gezi Parkı ve “paralel yapı” adını koyduğu hayalet avcılığı, sivil topluma karşı girişilen fütuhatta karşılaşılan iki direnişin adı. Sosyal medyasıyla, apolitik sivil söylemi ile Gezi, bu havalı devlet olma fiyakasını hayli sarstı. Hizmet Hareketi’ne karşı açtığı topyekûn savaşta ise hiçbir mevzide ilerleme kaydedemedi, bir zafer kazanamadı. Şuna baksanıza! Koskoca devlet görevlileri, Başbakan’ın tonlarca lafını yerden bir milim yukarıya kaldıracak tek bir bahane bile üretemiyor.

Erdoğan’ın “devletin sahibi” sıfatıyla, Gülen Cemaati’ne karşı ilan ettiği ama hayal kırıklıklarıyla sürdürdüğü imha savaşı, aslında Siyasal İslâm’ın devlet olmayı bir türlü beceremeyişinin eseri. İlk defa farklı bir şey oldu: Devlet iktidarı bütün unsurlarıyla seferber oldu ve sivil topluma diş geçiremedi. Hırsla kapanan çeneden dişler tek tek dökülüyor.

Devlet olmayı da beceremediler.

Mümtaz’er Türköne’nin yazısı