AK Parti hükümetini tebrik etmek gerekiyor. 28 Şubat döneminden 10 adım ilerideler. O tarihte, “orduya sızan Cemaatçiler”den söz ediliyor, talep, okulların Milli Eğitim’e devredilmesiyle sınırlı kalıyordu. Nuh Mete Yüksel kanalıyla bir örgüt davası da açılmıştı ama bu davada, tek sanık örgüt lideri olarak tanımlanan Fethullah Gülen’di. Cemaat’e yakın diğer isimlerin üzerine gidilmemişti. Ayrıca Gülen’i bazı cinayetlerle irtibatlandırma çabaları da mevcut değildi. Gülen, o davadan beraat etti. (2008.) Hem de Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararıyla.
Şimdi dosya, yeni baştan ve yeni suç isnatlarıyla açılıyor. Derin devlete mal edilebilecek çok sayıda cinayeti de Cemaat’in üzerine yıkma gayretlerine şahit oluyoruz. Mantık tatile çıkmış, akıl kiraya verilmiş; sadece husumet ve öfke var. Üzeyir Garih’i niçin Cemaat öldürsün ya da Hrant Dink’i veya Rahip Santoro’yu? Danıştay cinayeti, Ergenekon’un temelini teşkil ediyor. “İrticacı hükümete” karşı halkın daha duyarlı hale gelmesi için tertip edilen bir saldırıdan söz edebiliriz. Muzaffer Tekin, Veli Küçük… Bunların Alparslan Arslan ile ilişkileri ortaya dökülmedi mi? Alparslan Arslan’ın üzerinden, “Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Derneği” Başkanı Taner Ünal’ın kartviziti ile “Kuvay-ı Milliye Derneği”nin kimlik kartı çıkmadı mı? Hrant Dink yargılanırken aleyhinde protesto gösterilerine katılanlar, Ergenekon sanığı Kemal Kerinçsiz, Veli Küçük, Sevgi Erenerol, Muzaffer Tekin gibi isimler değil miydi?
İnsaf! Bırakınız 28 Şubat’ı, Ortaçağ döneminin cadı avcılarını da geçtiniz. AK Parti içinde vicdanı sızlayan bir tek kişi kalmadı mı?