Osman Kavala başarılı bir işadamı olduğu kadar Türkiye’nin entelektüel hayırseverlerinin de başında gelir. Kazandığı paranın büyük bir kısmını sivil toplum işlerine harcar, toplumsal diyaloğa katkıda bulunur. Bundan birkaç sene önce, kamuoyunun gündemine Balyoz indiğinde sahibi olduğu Cezayir Lokantası’nda bir toplantı düzenledi. İstiyordu ki medyada Balyoz hakkında yazıp çizen gazeteci-lerle Balyoz davasındaki birçok aksaklığı, yalanı tespit eden Dani Rodrik ve Pınar Doğan çifti biraraya gelsin. Rodrik’le Doğan’ın bulguları görmezden gelinecek gibi değildi; sahte CD’ler, sahte plakalı arabalar, henüz kullanıma girmemiş font’larla hazırlanan belgeler, olmayan kurumlar… Kavala‘nın Cezayir’deki davetine o akşam Ahmet İnsel, Amberin Zaman, Aslı Aydıntaşbaş, Kadri Gürsel, Ayşe Buğra ve Hakan Altınay geldi. Bir de davetli olup gelmeyenler vardı: Hasan Cemal, Şahin Alpay, Mustafa Karaalioğlu, Eyüp Can Sağlık, İsmet Berkan, Umur Talu, Alper Görmüş, Ali Bayramoğlu, Kürşat Bumin. Kiminin belki önemli bir mazereti vardı, ama Balyoz hakkında bu kadar ahkam kesmiş gazetecilerin katılmamaları ilginç değil mi? Körü körüne Balyoz’a inanmaya, hakkında yazmaya, hataları görmemeye devam ettiler. Ama zaman onları haksız, Rodrik ve Doğan‘ı haklı çıkardı ve şimdi yeniden yargılama süreci başladı. Peki bu gazetecilerin de kafasına birer Balyoz inmesi gerekmiyor mu?