İktidar milletvekilleri torbalara doldurulan çorba yasaları, içinde ne olduğunu bile bilmeden, parti emriyle oyluyor; Meclis’teki işi beyhude itiraz çığırtkanlığı yapmaktan ibaret “Twitter muhalifi” vekillerle birlikte maaşlarını alıp keyiflerine bakıyorlar.
Oysa devlet ve adalet, her şeyden önce kurumlara saygıyla ayakta duran soyut güçlerdir. Bu soyutluğa saygıyı kaldırırsanız ortadan, geriye kaba gücü elinde tutanın somut yaptırımları kalır ki, hukuk tabanından yoksun bu yaptırımlara anarşi denir. Anarşinin de bir ülkeye ne getireceği bellidir: Ya dikta, ya da çöküş.
Bugün hukuku temsil eden yargıya, cüppesinin iliksiz olduğunu unutan yargıcın kızını, partizanın kızanını ve daha nice yandaş yakınını hâkim, savcı atayanlar, sadece liyakati yok etmediler. Toplumda hem adalete saygıyı, hem de devlete güveni ortadan kaldırdılar.
Türkiye’yi “ya cemaat başa, ya cumhur leşe” düsturuyla yönetenler, bundan böyle ancak korkutarak, ancak zor ve zorbalıkla ayakta kalabilir. Nitekim öyle yapıyorlar.
Ama korku ve zorbalığın bekası yoktur!
Mine Kırıkkanat: Türkiye'yi 'ya cemaat başa, ya cumhur leşe' düsturuyla yönetenler
Okura not
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.