Ekonomist Seyfettin Gürsel, 2018’de Türkiye ekonomisinin önündeki en büyük riskin ‘düşük büyüme’ olacağını söyleyerek, ekonominin yeterince istihdam yaratamaz duruma gelme olasılığının da önemine dikkat çekti. Gürsel bunlara rağmen kriz beklemiyor.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) Direktörü Prof. Dr. Gürsel 2017’de yüzde 6’nın üzerinde olması beklenen büyümenin gelecek yıl sağlanmasının zor olduğunu ve 2018’de büyümenin yüzde 4’ün altında kalma ihtimalinin arttığını belirtti.

Reuters’in söyleşi yaptığı ekonomist, 2017’nin telafi yılı olduğuna işaret ederken 2018’de ise mali disiplin nedeniyle bu yıl verilen teşviklerin sürdürülmeyecek olması, döviz kuru şoku, yüksek enflasyonun satın alma gücünü azaltmasıyla özel tüketimin azalacak olmasının büyüme üzerinde baskı yaratacağını söyledi.
Gürsel Türkiye’nin en önemli iki çıpasından AB’nin kaybolmasından sonra mali disiplin çıpasının sağlam kalmasının önemine işaret etti.
Söyleşiden satırbaşları şöyle:
– Bir diğer risk TCMB üzerindeki siyasi baskı. TCMB zamanında gerekli tepkileri gösteremiyor.
– 2017 büyük bir ihtimalle tahminlerin üzerinde bir büyümeyle sonuçlanacak. Üçüncü çeyrekte yüzde 7’nin üzerinde büyüme bekliyoruz. Dolayısıyla 2017 için başbakan ve ekonomi bürokrasisinin de telaffuz ettiği yüzde 6’nın biraz üzerinde bir büyüme tahminine itirazım yok.
– 2018 kritik bir yıl olacak gibi görünüyor. Bütün teşvikler bir yıllığına verildi ve sona erecek. Mali disiplinde ısrar edilecekse devam etmemesi gerek. O zaman soru şu; bu teşvikler de devam etmeyecekse 2018’de yeterli yüksek bir büyüme olabilir mi? Bu noktada ciddi riskler olduğunu ve 2017’deki yüzde 6’lık büyümenin tekrarlanmayacağına dair çok sayıda gösterge var.
– Döviz kuru şoku öncesine kadar 2018 büyümesinin yüzde 4.5 civarında olabileceğini düşünüyordum. Birçok uluslararası kurum da bu civarlarda tahmin yaptı. Ancak bu tahminler kur şoku öncesi yapıldı, hala geçerliliği olabilir mi?
– Son dönemde konut stoklarındaki artış ve FDI’da (doğrudan yabancı yatırım) düşüş eğilimi dikkat çekici. Tarihi olarak AB yabancı yatırımının yüzde 80’ini oluşturuyor ancak orada böyle bir iştah yok. Hükümet mali disiplin uygulayacaksa kamu harcamalarını kısmak ve vergileri artırmak zorunda. Vergi artışı ise özel tüketim üzerinde baskı demek. Bunlar bir araya gelince 2018 için yüzde 4.5 olarak yaptığım tahminin yüzde 4’ün de altına inebileceğini düşünmeye başladım.
– 2018′ düşük büyümeli bir yıl olacak. Bu senaryo gerçekleşmeye başlarsa işsizlik de yeniden artışa geçecek. Hükümet çok kritik seçimlere giderken bunu nasıl göğüsler? Eğer iyice panikleyip TCMB’ye yanlış bir para politikası empoze edilmezse elindeki tek silah kendi silahı; tekrar kamu harcamalarını gevşetmek, tekrar teşviklere geçmek ya da bir kısmını en azından sürdürmeye çalışmak ki bunlar da konuşulmaya başladı; KGF’de kalan 50 milyar gibi… O zaman da başka riskleri olacak.
– Bütçe açığı bu yıl yükselse de GSYH’ye oranı yüzde 3’ün altında kalacak. Çok da dengeleri bozacak bir durum değil. Ama bunun devam edemeyeceğini hükümet de biliyor. 2018 için frene basma politikaları güdülüyor. Orta Vadeli Program’da (OVP) bunlar ilan edildi, Maliye Bakanı sürekli vergileri nasıl artırırız, kamu harcamalarını nasıl kısarız onun peşinde.
– Seçimlere giderken büyümede ve buna bağlı olarak istihdam ve işsizlikte olumlu bir gelişme görülmezse, mali disiplinin de nasıl ısrarla uygulanabileceği soru işaretidir. Bütçe açıkları ve kamu harcamalarının devam etmesi halinde makro dengeleri bozacak bir durumla karşı karşıya kalınabilir. AB çıpasının ortadan kalkması ardından mali disiplin son çıpa olarak kaldı.
– Ekonomi çevrelerinde ‘Bir krize doğru gidiliyor mu’ şeklinde söylemler başladı. Ben kriz beklemiyorum. Kriz olması için ciddi bir şok lazım, bu şok çok yanlış bir iktisat politikasından kaynaklanabilir ki bunu beklemiyorum. İkinci bir ihtimal de bir siyasi şok. Bir de Suriye’de büyük bir şok beklemiyorum çünkü Rusya ve İran ile anlaştı Türkiye.
– 2016’daki gibi yüzde 3-4 arası büyüme işsizlik piyasası açısından çok yetersiz. Hala güçlü bir işgücü artışı var ve büyüme böyle bir düzeye indiğinde ekonomi yeterince istihdam yaratamıyor ve işsizlik hızla artmaya başlıyor. Böyle bir senaryo artık mümkün hale geldi.
– Büyümeyi düşürebilecek bir takım riskler ortaya çıktı; en önemlisi kur şoku, kimse beklemiyordu. TCMB gerektiği gibi serbest bir şekilde faiz politikasını izleyemiyor. Ağır bir siyasi baskı altında ve zamanında gerekli tepkileri göstermiyor. Faiz tepkisi gösterebilse kurda istikrarı getirebilirdi, bunu yapamıyor. Burada da siyasi boyut devreye giriyor. Bir tarafta da jeopolitik riskler var, ABD’deki dava ne olacak, bankalara ceza mı gelecek, bunun siyasi sonuçları olacak mı, ekonomiyi etkileyebilecek birçok siyasi risk söz konusu. Ben yine de en kritik konunun TCMB’nin para politikasında bir anlamda zincirlenmiş halini sebep olarak gösteriyorum.
– İkinci risk döviz kurunun enflasyona etkisi. TCMB, ‘Kur enflasyonu yükseltti ama şimdi istikrarlı. Dolayısıyla enflasyon yavaş yavaş düşecek ben de faizleri ve fonlama faizini yavaş yavaş düşüreceğim’ diye düşünüyordu. Ancak kur şoku bunu paramparça etti. Sonuçta TCMB’nin hiçbir kredibilitesi kalmadı ve enflasyon bırakın düşmeyi tekrar artışa geçmiş durumda ve bunun devam etme ihtimali var.
– Enflasyon katılaştı, yüzde 5 hedefine düşemediği gibi giderek de uzaklaştığı. Böyle bir ortamda TCMB döviz şokları geldiğinde hep geç kaldı, ipin ucu kaçmak üzereyken bu sefer de yüksek faiz artışları yapmak zorunda kaldı ve bunlar sonuç verdi. TCMB ‘Faize dokunmadım’ diyebilmek için Geç Likidite Penceresi’ni (GLP) keşfetti. Aralık toplantısında haftalık repoya dokunmayacak herhalde, o zaman da soru şu; bunlar yeterli mi, spekülasyonu durdurabilecek mi?
Tüketici fiyatları enflasyonu (TÜFE) Kasım’da giyim ve gıda fiyatları gruplarındaki artış ve kur geçişkenliğinin etkisiyle aylık bazda yüzde 1.49 ile beklentilerin üzerinde artış gösterirken yıllık TÜFE ise bir önceki ayki yüzde 11.90’dan yüzde 12.98’e yükselerek, 2003’te açıklanan yeni serinin tarihi zirvesine geldi.”
Reuter söyleşiye şu notları düştü:
Türkiye ekonomisi 2016 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 0.8 daraldıktan sonra yılın tamamında yüzde 3.18 büyüdü. Bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 5.1, ikinci çeyrekte ise başta Kredi Garanti Fonu (KGF) olmak üzere hükümetin teşvik ve desteklerinin süren etkisiyle yüzde 5.1 büyüme gerçekleşti.
Tüketici fiyatları enflasyonu (TÜFE) kasımda giyim ve gıda fiyatları gruplarındaki artış ve kur geçişkenliğinin etkisiyle aylık bazda yüzde 1.49 ile beklentilerin üzerinde artış gösterdi. Yıllık TÜFE ise bir önceki ayki yüzde 11.90’dan yüzde 12.98’e yükselerek, 2003’te açıklanan yeni serinin tarihi zirvesine geldi.
Enflasyon 13 yılın zirvesinde ama Şimşek iddialı: Bu aydan itibaren kalıcı düşecek
Fitch Türkiye’nin 2018 büyüme tahminini yüzde 4.1’den 3.9’a düşürdü