Cezasızlık kültürünün temelinde zihniyet olarak polis teşkilatı ile aynı dalga boyunda düşünüp hareket eden, devleti vatandaşın üzerinde bir varlık olarak kutsayan Türkiye’deki yargı mekanizmasını –geniş bir kesimiyle- görmek gerekiyor.
… Bu zihniyet örtüşmesinin kaçınılmaz sonucu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) hem toplanma hakkı hem de biber gazıyla ilgili içtihatlarının polis tarafından uygulamada göz göre göre ihlal edilmesidir.
AİHM, geçen temmuz ayında aldığı “Abdullah Yaşa/Türkiye” kararında biber gazı kapsülü atan tüfeklerin göstericiler hedef alınmadan çan şeklinde havaya doğru ateşlenmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. AİHM, aynı kararında biber gazı tüfeği göstericilere doğru sıkılırsa AİHM’nin “ölümcül etki yaratan silahlar konusundaki içtihadının uygulanması gerektiği”ni belirtmiştir.
İçişleri Bakanı Efkan Ala ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar, polislerin vatandaşın üstüne ateş etmelerini caydıracak herhangi bir önlem almayarak, bir anlamda polise bu serbestiyi tanıyarak AİHM kararlarına meydan okumaktadırlar. Türkiye, açıkça Avrupa hukukunu çiğnemektedir. Bu görüntüler olsa olsa Türkiye’nin Avrupa hukuk sistemi içinde yer almayı hak etmediğinin belgesidir.