MURAT ÖZÇELİK
Bugün 7 Haziran 2015 seçimlerini anımsatarak muhalefete bir tavsiyede bulunmak istiyorum.
Ben AKP’yi iktidardan indirdiğimiz o seçimlerde milletvekili seçildim. O seçimlere giden dönemde CHP’deki seçim stratejimizi de gayet iyi biliyorum. Sizin de anımsayacağınız gibi adaletsizlik o zaman da diz boyu idi, haklar yerlerde sürünüyordu, demokrasi hak getireydi, ve tek adam, partisinden bazılarının biraz geride durmasının faydalı olacağını telkin etmelerine rağmen yine de bağırıp çağırıyordu.
Ama işin can alıcı noktası ve halkımızın en fazla kulak kabarttığı konular ekonomiyi ve kendi gelirini ilgilendiren konulardı. Hani yabancılar “It’s the economy stupid!” derler ya. Gerçekten CHP bu bağırıp çağıran adamı bir tarafa bırakıp kendi projelerini ve insanımıza onun mutluluk ve refahı için neler yapacağını anlattı. Emeklisinden taşeron işçisine, küçük sanayicisinden büyük müteşebbisine kadar yapacaklarını anlattı. Vatansever bir yaklaşımla Kürtleri karşısına almadı, HDP’yi hedef tahtasına oturtmadı. Evet yüzde 3 civarında bir oyu HDP’ye kaptırdı ama bütün muhalefet hep birlikte AKP’yi alaşağı etti. Ta ki MHP cumhurbaşkanının arkasına takılıncaya kadar. Gerisini hepimiz gayet iyi biliyoruz.
AKP genel başkanı da biliyor ki şimdiden 2019 seçimlerine kadar bas bas bağırsa, herkesi vatan haini ilan etse, cezaevindekilere bir o kadar insanı ilave etse de kendisinin ne ekonomik olarak ne de dış politika bakımından ticaret adamlarımızın veya ihracatçılarımızın veya sanayici ve müteşebbislerimizin önünü açabilecek, halkımızın yaşam koşullarını iyileştirebilecek, istihdam yaratacak bir katkısı olamayacak. Sıcak parayı manipüle etmek ve yurt dışından gelen sıcak paraya daha fazla kazanç sağlatmak, bu arada kendi halkımızı yüksek faizli tüketici kredileri veya kredi kartı borcuna boğarak idare etmeye devam etmek dışında yapabileceği hiçbir şey yok.
Çünkü bu memleketin kurtuluşu yeniden sanayi üretimini artırmasına, gençlere yeni istihdam olanakları yaratmasına bağlı. Oysa AKP genel başkanı memleketin başında olduğu sürece bunun gerçekleşme olasılığı söz konusu değil. Çünkü hiçbir yabancı hatta Türk vatandaşı bu mevcut ortamda Türkiye’de yatırım yapmıyor, yapmayacak da. Yani üretimin gençlere istihdam yaratacak şekilde artması söz konusu değil.
Onun için bu memlekette iktidar değişmek zorunda, bunu herkesin iyice anlaması ve ayağını denk alması gerekiyor.
Neden şimdi dış politika değil de bilmediğin ekonomi konusuna el atıyorsun derseniz 1976 ODTÜ işletme mezunu olduğumu hatırlatmak isterim. Ekonomik getirileri düşünmeden dış politika yaptığını sanmak ise biçare siyasetçilerin oyun alanı. Şimdi bu konuyu da Irak’taki son gelişmelerle biraz açalım isterseniz.
Malum, bizim AKP genel başkanının idaresindeki hükümet geçen sene Irak’da Haydar İbadi ile ipleri koparmış ve Suriye’de yürüttüğü Sünni politikalar nedeniyle İran ile de papaz olmuştu. O kadar ki İran açıkça PKK’nın Türkiye’deki eylemlerine sponsorluk ediyordu. İran’ın Devrim Muhafızları hem Irak’ta hem Suriye’de bizzat savaşa katılıyor, Haşdi Şabi denilen ama çeşitli isimler taşıyan çok sayıdaki radikal Şii teröristleri eğitiyor ve destekliyordu. Bu grupları Irak’ta İbadi vasıtasıyla Şii Ayetullah Sistani’den de aldığı fetvayla ordu ve polisin yanına entegre ediyordu.
Hayretimi mucip olan husus ise AKP’nin genel başkanının çıkıp “Ey İran’ın kuklaları…” diye en ufak bir söylev çekmemesi, “Sizi geldiğiniz yere sürerim” diye tehdit etmemesi idi.
Bu gelişmelerden epey önce aynı zamanda Türk vatandaşı yapılan Zarrab’ın İran’daki ortağı Babek yakalanıp içeri tıkılmıştı. İran halkının yüz milyonlarca dolar parasının ABD yaptırımlarının delinmesi süreci sırasında aracılara yedirildiği ortaya çıkıyordu. İsimler konuşulmuyordu ama gerçek böyleydi. Yani bir önceki İran cumhurbaşkanı zamanında yenilen herzeler Ruhani ve hükümeti tarafından herhalde iyi bilinse gerekti. Ama Allahtan hepimiz Müslümandık ya o cenahla bazı konularda sesiz kalmak hususunda mutabakata varmak daha kolaydı anlaşılan.
Ama maalesef Zarrab da yakayı ABD’de ele verdi. Vay Amerika vay. Sen misin Zarrab’ı vermeyen, bu “Ey Amerika” çok kötü idi canım. Üstelik kendi hukuk sistemi itibariyle susar mıydı susmaz mıydı?
Olan AKP genel başkanı başkanlığındaki hükümet vasıtasıyla İran ve ABD’nin yanında olmak pahasına Irak’ın Kürt bölgesinin kafasına patladı. ABD’den sonra bir de İran yapabileceği açıklamalarıyla Türk hükümetine bir darbe yapmaya kalkmasındı? Neyse ki İran’la anlaşmaya varıldı, İran araya girdi ‘değerli kardeşimiz’ İbadi ile aramız düzeltildi. Irak başbakanı buraya geldi, basın toplantısında Başika demedi ve ABD silahları ve İran Devrim Muhafızları ve Haşdi Şabi desteğindeki Irak güçleri Kürtleri 2003 sınırlarına geri itti.
Şimdi şöyle bir durum ortaya çıktı. Bugüne kadar Türk milliyetçilerinin ve Silahlı Kuvvetler’imizin hep söylediği ve hepimizin “Eyvahlar olsun sadece Irak’ta bağımsız bir devlet kurmakla kalmayacaklar, bizim ülkemizi de bölecekler” diye ödümüzün koptuğu, rüyalarımıza giren, bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasının hiç de öyle bizi tir tir titrettikleri gibi kolay olmadığı ortaya çıktı. Ee onlar bağımsız devlet kuramayınca bizi PKK’nın hiçbir zaman bölemeyeceği de ayan beyan belli oluyordu. Bu bazıları için hiç belli edilmemesi gereken bir konuydu. Yoksa iktidarın elinden en büyük ‘korku enstrümanı’ alınmış oluyordu. Onlar şimdi olmayan ‘beka sorunu’muzu Suriye’de Afrin’de çözeceklerini söylüyorlar.
Şimdi, “Ey yüce Türk milleti” bizi Türkiye’nin ‘beka sorunu’ olan korkunç kriz ve tehditlerden koruyacak , eğer başımızda olmazsa Türkiye’nin batacağını filan söyleyen ilahi AKP genel başkanıyla daha önce de aynı hikayeyi bize yutturmuş bilumum milliyetçi siyasetçi ve askerler bu sorunları kendilerinin yaratıp kendilerinin oynayıp hiç de zor olmayan şekilde hemencecik çözülmesinden büyük üzüntü içinde midirler acaba?
Şimdi sırada bakanların yürüttüğü paraların tam olarak ortaya çıkması var. Tabii bu da ilahi AKP hükümetinin Türkiye’yi (uçurumdan aşağı doğru) uçurmasının önüne geçecek yeni darbe olarak nitelendirilecek değil mi? Allah bizim milliyetçi muhafazakarlara akıl fikir ihsan eylesin!
Şimdi gelelim muhalefetteki milliyetçi muhafazakar partilere ve hatta CHP’ye!
Neden konuya ekonomiyle girdiğimi de kısaca izah edip sözümü tamamlamak istiyorum.
Eğer muhalefet AKP iktidarının başımıza açtığı büyük sorunlardan memleketi kurtaracaksa bunu Türkiye’deki kendi vatandaşımız Kürtlerle, bölgedeki Kürtleri yok sayarak yapamayacağını bilmeli.
Üstelik eğer Türkiye’nin ekonomik performansını yukarı çevirmek istiyorsak- ki başka çaremiz yok- başlıca önceliklerimizden birisi enerji faturamızı küçültmekten geçiyor. Türkiye’nin Irak’ın Kürt bölgesindeki 10 petrol sahasında imtiyazlı paya sahip olduğunu biliyorsunuz değil mi? Bu bölgeyle yaptığımız yaklaşık 8 milyar dolarlık ticaret cabası.
Şimdi “Biz üç kuruş kazanmak için memleketin bekasını tehlikeye atmayız” diyen hala varsa kendi vahim yanlışları nedeniyle karşı karşıya kaldıkları kendi beka sorunlarını Türkiye ile karıştırmamaları gerektiğini anlatmanın tam zamanı. Bundan böyle kim iktidara gelirse gelsin Irak’ın Kürt bölgesine de gözü gibi bakması lazım.
Lütfen Misak-ı Milli derken neden bahsettiğimizi biraz düşünelim. Kürtler olmadan Misak-ı Milli nasıl oluyormuş Devlet Bahçeli bir anlatsa da biraz gülsek!