Bugün yaşanan kutuplaşma yanıltmasın ve göz korkutmasın. Bu kutuplaşma toplumsal olarak kendi içinde heterojen olan dokuların, belli bir konjonktürde içe kapanarak siyasi davranışta homojen tepki vermesi halidir.
Esas olan heterojenleşme, buna koşut olarak değişme, iç içe girmedir.
Nitekim son 15 yıl, kim ne derse desin, iki farklı projenin iç içe girmesini, bu ülkeye has değer sistemlerinin evrensel değerlerle yakınlaşmasını ifade etti. Ama bu açıdan daha çok zamana, daha çok çabaya, daha çok demokrasiye ihtiyaç olduğu ortada…
AK Parti iktidarında geçen 12 yıl bir toplumsal bütünleşme haline, genel bir demokratikleşmeye işaret ettiği kadar kimi açılardan otoriter haller de üretmiştir… Yargı ve emniyetin siyasi dokusu, basın özgürlüğü meselesi, iktidar kişiselleşmesi bunlar arasındadır… Parçalı değişimin yarattığı ağır sorunlar ortada. Nitekim bir süredir Türkiye’deki ‘anlama’ kanalları yine tıkanmaya yüz tuttu.
Muhafazakar dünya başta olmak üzere hemen her yerde siyaset toplumsal olanı yine içine hapsetmeye başladı. Bu örselenmenin ortadan kalkması gerekiyor.
Araçlar belli: Katılım, ifade ve eleştiri özgürlüğü, siyaset karşısında özerk alanların yeniden oluşabilmesi…
Demokratik siyaset tüm bunlardan oluşan bir etkileşim şemsiyesidir. Toplumun farklı kesimlerini içeren konsensüs böyle ürer.
Yol almaya başlamış, ama hala büyük eksiklikleri olan toplumsal bütünleşme modeline yol böyle alınır.