Cumhurbaşkanı’nın “Allah’ın bir lütfu” sözüyle nitelediği 15 Temmuz girişiminden beri, birtakım gözaltı haberleri olmaksızın uyandığımız bir sabah olmadı herhalde. Gözaltılar, tutuklamalar gırla gidiyor; Nazlı Ilıcak darbecilikten, Ahmet Şık FETÖ’cülükten tutuklanabiliyor. İktidar “şaşırma” yeteneğimizi yok etti.
İşte şu son Büyükada faslı. Bu insanların çoğunu hem de bayağı yakından tanıyoruz “Silahlı Örgüt” falan gibi laflar ediliyor. Toplantı odasına “Eller yukarı” diye bağırarak dalan polislerden söz ediliyor. Ama, dedim ya, insanoğlunun “şaşırma” duygusunu elinden alan bir rejimde yaşıyoruz.
Gerçeklikten hoşlanmayan, gerçeklikle ilişiğini kesmiş bir rejim bir toplumu adalet içinde yaşatabilir mi? Elbette yaşatamaz. Adalet o gerçekliğin mümkün olan en milimetrik hesabının yapılabildiği bir ortamda varolabilir. İktidar bunu “yapamıyor” değil, yapmıyor.
Dolayısıyla iktidar kıpırdandıkça toplumda adalet ihtiyacı büyüyor, derinleşiyor. Böyle olmaya da devam edecek.