O dönemde düşman ceza hukuku pratikleri uygulanırken, kendini “savcı” ilan eden başbakanın, şimdi aynı şeyi her kesime doğru ve neredeyse her gün cumhurbaşkanı olarak yapması, bu sürekliliği yeterince aydınlatıyor.
Zaten bu nedenle, Gülen cemaati üyelerinin işledikleri suçlar kovuşturulurken son derece seçici davranılmıyor mu? Bu suçlar işlenirken, “iltisaklı” olan kişilerin, açık biçimde yardım ve yataklık yapanların kovuşturulmasından şeytandan kaçar gibi yargı kaçmıyor mu? Bu konu bugün iktidarın en büyük tabusudur.
İktidarda kalmak için her şeyi göze aldığı artık açıkça ortaya çıkan otokratın korkuları, saplantıları ve paranoyasının iniş çıkışlarıyla, yandaş mobilizasyonu yöntemlerinin gerekleri bugün iktidarın baskı, sindirme ve şiddet politikasını belirliyor.
Bu, fren mekanizması olmayan, her gün yeni şüphelilerin bulunmasını gerektiren, kapsama alanı sürekli genişleyen bir zulüm ve şer politikasıdır. Bir motorun ambale olması gibi, şiddet, kibir ve korku karmaşasında iktidarlar da ambale olurlar.