Bu ‘beyin ve gönül göçünün’ muhafazakarlar için iyi olduğunu düşünenler olabilir. Laik kesimin kültürel hegemonyasının bu şekilde biteceğini ve kendilerine yol açılacağını sanabilirler.
Ne var ki meseleye bu terminoloji içinden bakmak bile, entelektüel olamama halinin bir göstergesidir. Daha da ileri giderek İslam’da entelektüelin olamayacağını ve zaten olmaması gerektiğini savunanlar da bildiğimiz üzere mevcut…
Düşünce tarihi açısından tipik bir bağnazlık olarak değerlendirilebilecek bu görüş, aslında İslam’ı Müslüman cemaatle özdeşleştirmekle kalmıyor, her türlü bireysel duruşu da cemaatçi ve gelenekçi tahakküm altında ezmeyi hedefliyor.
Sorun şu ki eğer laik kesim entelektüel alandan çekilir ve eğer yukarıda zikredilen görüşler ‘İslami’ olarak vücut kazanırsa, parlak zihinli muhafazakarlar için geride hiçbir ‘nefes’ alanı kalmayacak. Ne laik kesimle ilişki imkanı, ne İslam aleminde Türkiye’ye yansıması anlamlı olabilecek düşünce ağları, ne de yurt içinde derinlikli bir tartışma ortamı…