Hatırlayın, bir yıl kadar önce, 20 Mayıs 2016’da Meclis’te AKP’nin bir anayasa değişikliği ile milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin teklifi CHP’lilerin de desteği ile kabul edildi. Görünüşte “milletvekilleri”nin dokunulmazlığı idi, ama herkes biliyordu ki söz konusu olan “HDP milletvekilleri”nin dokunulmazlığı idi.
CHP liderinin ağzından “Yapılan düzenlemenin anayasaya aykırı olmasına rağmen evet oyu verecekleri” açıklandı.
Öyle de yaptılar. Anayasa değişti, dokunulmazlıklar kalktı ve…
Ve HDP’nin Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ şu anda hapishanedeler. Ne zaman çıkacakları da belli değil. Tutuklanan, hapse konan, tahliye edilen, tekrar tutuklanan, gözaltına alınan, sonra yine tutuklanan HDP milletvekillerini bırakınız sokaktaki yurttaşı, siyasetin içinde koşuşturan gazeteci tayfasının bile ezbere sayması mümkün değil.
59 milletvekili ile Meclis’in üçüncü partisi olan HDP’nin siyasetten fiilen kazınmasına destek veren, üstelik bunu “Anayasaya aykırı ama…” parantezine alarak açıklayan bir partinin siyasetin sosyal demokrat kanadında yer aldığını söylemek mümkün mü?
Peki, referandum sırasında (öncesinde, sonrasında değil sırasında) mühürsüz oyları geçerli sayacağını ilan ederek kendini kanun koyucu yerine oturtan Yüksek Seçim Kurulu’na karşı hemen, o anda davranıp, YSK’nin kapısına dayanmayan bir parti siyasetin neresinde duruyordur acep?