Hukuksuzluk mirasıyla yüzleşmenin tam zamanı

 

MEYDA YEĞENOĞLU 

meydayegenoglu@gmail.com

Referandum oylamasının ve sonuçlarının hukuksuzluğuyla ilgili tartışmalar sırasında Ali Nesin’in Facebook’ta paylaştığı birkaç cümle büyük tepki çekti ve tartışma yarattı.

Şunu diyordu Ali Nesin:

“80 yıl boyunca hukuksuzluk eken, sonraki 20 yıl boyunca hukuksuzluk biçer!…Neden Avrupa’da veya ABD’de olmuyor böyle şeyler?”

Nesin’e çok sert tepkiler geldi… Vakıf’tan desteklerini çekeceklerini bile söylemişler… Nasıl oluyor da Nesin’in söylediği bu cümlelerin referandumda olup biteni onaylamak anlamına gelmediği anlaşılmıyor? Nasıl oluyor da Nesin’in “Bir hukuk geleneğimiz olsaydı bu yaşananlar yaşanmazdı” dediği idrak edil(e)miyor da bu tepkiler oluşabiliyor?

Nesin’in parmak bastığı şey, bu ülkede hukunun hep varmış gibi yapıldığı. Bu toplum, işine geldiğinde en büyük hukuk savunucu kesilir, işine gelmediğinde  ise akla hayale gelmedik hukuk-dışı uygulamaları hiç gözünü kırpmadan savunur. Hukukla ilişkinin böyle şekillendiği, bundan başka bir geleneği oluşturmayı becerememiş bir ülkeden bahsediyoruz. Hukuksallıkla, demokratik kurumsallaşmayla kurulan ilişki bu olunca, eleştirilen şey hiçbir zaman hukuk-dışılığın kendisi değil, o spefisifik olaydaki hukusuzluk, yani karşı grubun yaptığı hukusuzluk oluyor.

Özetle, demokratik kurumsallaşma denilen şey, bu ülkede, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bir türlü oluşturulup köklenememiş, bu üke külltürünün genlerine sızamamış, kemikleşememiş, bir nesilden diğerine aktarılamamıştır. Bugün hukuk ilkeleriyle şekillenmiş bir referandum beklemeye hak kazandığınızı düşünüyor musunuz? Hukuksuzluklarla yoğrulmuş bir toplumun ve devletin sadece referandumda aniden hukuk timsali kesilmesi mümkün mü?

Gelenek ve Miras

Burada günlük siyaset sorunlarına fren yapıp bir geleneği miras almak ne demek, bu miras alınan gelenekle nasıl bir ilişki kurmalı sorularını irdelemek istiyorum.

Fransız filozof Jacques Derrida’ya gönderme yaparak söyleyecek olursak, daha belirli bir mirası açıkça kabul etmeden veya reddetmeden önce hepimiz bir şeylerin varisiyizdir. Dolayısıyla ne miras alırsak oyuzdur. Bu yaklaşıma göre varlığımız bile bir mirastır. Bizzat olduğumuz şey aslında bir mirastır. Ve ne miras aldıysak, ‘o’ olduğumuz gerçeğine tanıklık eden dili de miras almışızdır. Ama miras almak demek bu mirası ilanihayet sürdürmek mi demektir?

Derrida için miras basitçe geleneğe sadık olmak veya miras aldığımız şeye karşı nostaljik bir ilişki geliştirmek demek değildir, olmamalıdır. Miras almak, bize birşeyin miras bırakılması veya emanet edilmesi demek bir şeyi sadece olumlamak anlamına gelmez. Bir şeylerin varisi olmak aynı zamanda onunla birlikte gelen sorumluluğa da riayet etmemizi gerektirir. Bu sorumluluk miras aldığımız şeyi değiştirmeyi de içerir. Bu nedenle, miras alınan geleneğe karşı sorumluluk, bir yandan onun sahiplenilmesini, diğer yandan da değiştirilmesini, eleştirilmesini ve başkalaştırılmasını içerir.

Başka türlü söylersek: Her miras aynı zamanda çifte bir buyrukla birlikte gelir. Bu sorumluluk miras aldığımız şeye sadık olmamızı ve onu olumlamamızı gerektirir bir yandan, ama aynı zamanda da söz konusu geleneğin kendi üzerine kapanmasına izin vermeyerek ve böylece geleneğin kendisini, kendinde olmayan başka şeylere açmasına imkan vermek sorumluluğunu da getirir. Bu ise mirası alınan geleneği dönüştürmeyi ve eleştirmeyi (Derrida terminolojisini kullanacak olursak yapısöküme uğratmayı) gerektirir.

İşte bu yüzden, miras aldığı hukuksuzluk geleneğine ve demokratik kurumsallaşma eksikliğine karşı sorumluluk geliştirememiş ve bu geleneği dönüştürememiş bir CHP ve seküler elit kitle, bugün İslamcı siyasetin gözümüzün önünde icra ettiği bir dizi hukuksuzluğu ve adaletsizliği eleştirmeye ne ölçüde hak kazandığını sorgulamalıdır her şeyden önce.

Türkiye’de hukuksallığın yerleşip kök salamaması açısından o eski banka reklamını hatırlayalım: “Yok aslında birbirimizden farkımız…”

Bu yazıyı iki bölüm olarak tasarladım. İkinci bölümde bu hukusuzluğa tepki olarak gelişen mazlumluk ve kurban söylemini Nietzche’nin köle ve efendi ahlakı konusunda söyledikleri açısından inceleyeceğim.