Çiğdem Toker: Demek ki neymiş? Milletin parasıyla müteahhide yabancı kur üzerinden garanti vermek, o kadar gururlanacak bir durum değilmiş

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Çanakkale Köprüsü’nün temeli atıldı.
Tereddüt yok: Eğer ülke yönetiyorsanız, “Dünyanın en uzun asma köprüsü” diyeceğiniz proje, güçlü bir siyasi malzemedir.

Nitekim Cumhurbaşkanı ile Başbakan da bu malzemenin hakkını vererek (!) tören alanını resmen referandum kampanyası haline getirdiler.

Şüphesiz ki, hayretten ağzımız açık kalmadı.

Devlet eliyle cinayet işlemek olan idam vaadinin tekrarını öngöremesem de – genel atmosferin nasıl geçeceğini, bir gün önceki yazıda duyurmuştuk. Hazine kasasından milyonlar çıkacak olan köprünün, millete “hediye” gibi sunulacağını, “Tarafsız” Cumhurbaşkanı’nın evet isteyeceğini filan.

Aynısı, misliyle gerçekleşti. Tek minik detay hariç. Bir gün önceki yazıda, bu projeyle (biri Limak) dört müteahhit şirkete 45 bin günlük açış garanti edildiği bilgisine yer verdim. Bizim paramızla. Bizim vergimizle. Günlük 45 binin altında geçecek her araç için x 15 Avro artı KDV ödeneceğini.

Cumhurbaşkanı ile Başbakan bu bilgiden söz etmedi. Demek ki neymiş? Milletin parasıyla müteahhide yabancı kur üzerinden garanti vermek, o kadar gururlanacak bir durum değilmiş. Aksi halde hiç kaçırılır mıydı böyle bir fırsat?

Çiğdem Toker’in yazısı