b planı soruyor: Tek bir isimden kaç önyargı çıkar?

SİNEM DÖNMEZ

snmdnmz@gmail.com

Ursula Leguin Yerdeniz Serisi’nde isimlerin öneminden söz eder. Seride karakterler gerçek isimlerini saklar veya güvendiği insanlara söyler sadece. Gerçek ismini bilmediğiniz insanlara büyü yapamaz, güçlerinden faydalanamazsınız. İsimlerimiz bizi biz kılan, kimliğimizi belirleyen ve sınırların olduğu dünyada nereli olduğunuzu, nereden geldiğinizi siz henüz ağzınızı açmadan özetleyen şeyler. Bir ismin ne kadar çok çağrışıma neden olabileceğini, ne kadar çok metafora dönüşebileceğini ise ‘İstila!’da görebiliyorsunuz.

b planı’nın yeni oyunu ‘İstila!’, bir oyunla başlıyor ve bölüm bölüm ilerliyor. İlk ismini duyduğumuzda liseli gençlerin beğenmedikleri için sabote ettikleri oyundaki bir karakterin ismi Abulkasem. Sonra Abulkasem onların şifreli sözcüğü oluyor. Çünkü çocuklardan birinin eniştesinin adı Abulkasem’miş, tesadüf bu ya, Lübnanlı bir dansçıymış. Abulkasem’lik yapma, sınav resmen Abulkasem’di gibi günlük dillerine geçiyor isim.

İşte o gençlerden biri büyüyor ve telefon pazarlamacısı oluyor, görür görmez âşık olduğu kıza ismini hecelemeye ve kökeninden bahsetmeye üşenip, ben Abulkasem diyor. Aynı kız Kürt ve Müslüman olduğu için kendisine bir sürü soru soran ve kendisine acıyan, üzülen arkadaşlarından kurtulmak için bir tiyatro yönetmeninden bahsetmeye karar veriyor. Ancak ismini unutuyor. Ve Türk müydü neydi, o kekeme oğlanın kendisine söylediği tuhaf isim geliyor aklına: “Abulkasem! Bu kadar önemli bir yönetmenin ismini duymamış olamazsınız.”

Oyunun Tarafsız Bölge’vari bir tartışma programına dönüştüğü bölümlerinde moderatör soruyor: “Kim bu Abulkasem?”

Kahkaha da var, yutkunmakta zorlandığınız anlar da

‘Uzmanlar’ hemen başlıyorlar anlatmaya, silik bir çocukmuş, babası çok zorbaymış. İçinde Filistin Kurtuluş Örgütü, İsrail, CIA, Mossad’ın ve bol bol ‘biz’, ‘tehdit’, ‘terör’ün geçtiği, amacı anlaşılmayan, aslında hiçbir şey demeyen laflarla hiç görmedikleri bir teröristten bahsetmeye başlıyorlar. Dönem dönem ortaya çıkıyor, kimi zaman bir yönetmen, kimi zaman bir dansçı, kimi zaman bir telefon pazarlamacısı kılığına girebiliyor.

Bütün devletler izini sürüyor, asla bulunamıyor. Abulkasem’in geçtiği yerlerde susam ve sarmısak satışları patlıyor, tecavüzler ve kaçak elektrik kullanımı artıyor.

Piston aşağı indi, aganigi naganigi, herıld yani gibi nefis yerelleştirmelerle Sami Berat Marçalı’nın hem çevirdiği hem yönettiği İstila!, yer yer kahkahadan kırdıran, yer yer yutkunmakta zorlayan bir oyun.

Gizem Erdem’in üstlendiği koreografinin oyuna kattığı zarafetten de bahsetmeden geçmeyeyim. Hele hele Efe Tunçer’in Farsça konuştuğu ve çevirmenin söylediklerini çevirmek yerine bir terörist ne derse onu söylediği ve Barış Gönenen’in yazarın ağzından konuştuğu monologu tüyleri diken diken ediyor. Ne Seda Türkmen, ne Hakan Kurttaş ne Barış Gönenen ne de Efe Tunçer’in muhteşem oyunculuklarını birbirinden ayırmak mümkün. İnanılmaz pürüzsüz bir uyum içindeler, karakterler arasındaki geçişleri leziz.

Herkesin izlemesi gereken bir oyun

Sami Berat Marçalı’nın komediyle iç yakan dram arasındaki zamansal mekansal ve duygusal sıçramaları sizi sürekli olarak oyuna odaklı tutuyor. Kahkahanız bir anda yumruya dönüyor. Günlük hayata ve dile sızan ayrımcılık, ırkçılık, yabancı düşmanlığı gözünüze apaçık görünüyor.

Hele hele tüm dünyada mültecileri politika malzemesi yapan, kendi lehine, rakibinin aleyhine kullanmaya çalışan, kameralar önünde konuşan insanları düşününce, İstila! herkesin izlemesi gereken bir oyun.

Abulkasem sadece bir isimken, etrafına kimlikler inşa ediliyor. Bir matruşkaya benziyor kimlikleri. Adını ilk duyduğunuzda bir lisede oynanan oyunda bir karakter. Sonra Lübnanlı bir özgür ruh, bir dansçı. Hem Amerika karşıtı eylemlerde, hem Filistin Kurtuluş Örgütü’nde, hem de İsrail yanlısı makaleler yazıyor. Aynı zamanda göçmenlik bürosundan saklanan bir elma toplayıcısı mülteci. Hem de ünlü bir tiyatro yönetmeni. Bütün ülkelerin istihbarat servislerinin peşinde olduğu bir terörist.

Abulkasem isminin etrafında dolana dolana dünya halkları olarak içine saplandığımız girdabı keşfediyoruz oyunda. İsveçli, Tunus kökenli yazar Jonas Hassen Khemiri, Abdulkasem ismini yabancılaştırılan, düşmanlaştırılan, ayrımcılıktan nasibini alan herkesin, her kimliğin yerini alabilecek bir metafora dönüştürmeyi başarmış.

Oyunun yazılma tarihi 2008 olmasına karşın tam da günümüz tartışmalarının ortasına oturabiliyor İstila!/Invasion! Mülteciler üzerinden politika yapan, pazarlık yürüten, propaganda yapan siyasetçileri, Batı’da giderek yükselen yabancı düşmanlığını, 11 Eylül’den bu yana süren İslamofaşizmi üst üste koyunca, toplumsal bir korku ögesi yaratmanın kolaylığı ve kolaycılığını çırılçıplak bırakıyor oyun.

Görünmez olmayı Abulkasemler anlar

Bazen sadece isminden, bazen cinsel yöneliminden, bazen geldiği ülkeden, doğduğu topraktan veya politik görüşünden dolayı ötekileştirilen, korkulan herkes potansiyel birer Abulkasem. Göçmen, mülteci, eşcinsel, kadın, bulunduğu koşula göre öteki olan herkes günün birinde Abulkasem olmaya mahkum. Çünkü var olan düzenin sürmesi için bir düşmana ihtiyaç var hep. Korkulacak, şeytanlaştırılacak bir düşmana.

Suriyeli olur, bir yerde Pakistanlı, Arap, Türk, Kürt, nereli olduğu da fark etmez. Yeter ki yabancı olsun. Kalabalığın içinde yokmuş gibi davranmayı, kendini görünmez kılmayı en iyi Abulkasemler anlar. Gölge gibi yaşarlar, anadillerinde, kendi gönülleri istediği gibi konuşmazlar, çünkü konuştuklarında ya dayak yerler ya söyledikleri çarpıtılır.

İki cevizi güçlü bir şekilde bastırırsanız biri kırılır ama iki cevizin birbirinden farkı yoktur. Yeter ki cevizlere kökenler, isimler uydurmayalım.

İstila! 8, 9, 24, 25, 31 Mart’ta Kumbaracı50‘de, 14 Mart’ta Taşra Kabare’de, 26 Mart’ta Oyun Atölyesi’nde.