Amerika, Fransa nasıl gelir seviyesi düşük, sorunlu ülkelerden göç alıyorsa, Türkiye de kendi çevresinden insan çekiyor. Bu göçmenler Batı ülkelerinde nasıl uyum endişesiyle tanıdıklar bulup onların yakınına yerleşiyorsa, İstanbul’da da aynısı yaşanıyor. Ve böylece New York’ta nasıl Çin Mahallesi, Paris banliyölerinde Mağriplilerin bölgeleri varsa Zeytinburnu’ndaki Nuri Paşa Mahallesi de Uygurların alanı oluyor. Kentte bir “Küçük Urumçi” oluşuyor.
Türkiye’nin Reina saldırısıyla kendini belli eden, bundan sonra uzun süre meşgul olmak zorunda kalacağı açık yeni tehdidin çözümünün yalnızca dışarıda değil, aynı zamanda içeride olduğunu düşünüyorum.
El Bab’da operasyon devam ediyor. Türkiye bölgeyi temizleyinceye kadar bu işi sürdüreceğini söylüyor.
Halbuki, benim Nuri Paşa’da gördüğüm, yeni, Washington’ı da, El Bab’ı da aşan bir durum. Bugün Amerikalılar Türkiye’ye destek verse, El Bab’dan gitse DEAŞ, yarın Deyrzor’da başka bir kasaba bulur. Oradan gitse Enbar’a geçer.
Nuri Paşa ise el atılmazsa orada olduğu gibi kalır. Türkiye’nin entegre etmeyi başaramadığı anlattığım türden topluluklar DEAŞ’ı besleyen ideolojiyi reddetmediği sürece, Türkiye risklerini gideremez.