Başbakan başından beri Cumhurbaşkanımızla görüşeceğiz demesine rağmen, Abdullah Bey’in bu çıkışı yapması şık olmadı. Cumhurbaşkanı, sabırla bu sürecin sonuçlanmasını beklese, Başbakan Erdoğan’la bunu konuştuktan sonra hareket etseydi daha yararlı olurdu.
‘Ben yarın gazete manşetinden bir şey duymam’ demesine rağmen, Başbakan Erdoğan’a her kararını gazete manşetlerinden ya da canlı yayınlar aracılığıyla iletiyor. ‘Kararda benim düşüncem önemli olacak’ diyor. Zaten kimse sizin düşünceniz önemli olmayacak demiyor ki…
Abdullah Bey, Cumhurbaşkanlığı tartışmasını erken başlattı. Erdoğan’ı tasfiye etmek ve bileğine kelepçe vurmak için girişilen 17 Aralık darbe girişimi ve meydan muharebesi şeklinde geçen bir seçimin sonuçları tartışılmadan, Cumhurbaşkanlığı tartışmasının açılması, muhalefet ve paralel yapı için can suyu oldu.
Cumhurbaşkanlığı makamının gereği olarak hüsnü niyetle tevil etmeye çalışmamıza rağmen Gezi’den bu yana AK Parti hükümetinin icraatları ve Başbakan’ın beyanları arasına kalın çizgiler çizme çabası bizim mahallede kekremsi bir tat bıraktı. Aynen Başbakan’a en sert eleştiriler yöneltenlerin Cumhurbaşkanı’nın ilk gezisine davet edilmesinin verdiği rahatsızlık gibi.
Ancak Abdullah Bey’in paralel devlet konusundaki tavrı bir kez daha, ‘İyi ki Çankaya’da Abdullah Gül var’ dedirtti. Hakkını teslim etmek gerekiyor. Abdullah Bey, Çankaya’da bir çok gerilimin krize dönüşmeden aşılmasını sağladı. Cumhurbaşkanı Gül’ün sözlerindeki sitemi görmek gerekiyor. Ama gelecekle ilgili siyaset planının olmadığını yönündeki sözlerini, köşesine çekilme olarak görmüyorum. İki adım ileriye atlamak için bir adım gerileme olarak değerlendiriyorum. ‘En büyük siyaset siyasetsizlik’ diye boşuna dememişler.