Cumhuriyeti kuran partinin basiretsiz yöneticilerinin de büyük katkısıyla, Cumhuriyetin, anayasal düzenin ve parlamenter sistemin gericilik tarafından tasfiyesi sürecinde bir aşama daha geride kaldı.
“Adımız teröristlerle anılmasın”dan tutun da “Referandumda ortaya çıkacak sonucun altından kalkamayız”a kadar uzanan bir mantıksızlık silsilesiyle, muhalefet vekilleri bütünüyle siyasallaşmış ve tek adam rejiminin kontrolüne girmiş yargının insafına teslim edildi, Saray’a Meclis aritmetiği ile istediği gibi oynama imkânı verildi.
Sosyalistler için parlamento elbette ki “Burjuvazinin ahırıdır” ama sosyalist siyaset “somut durumun somut tahlili”nden yola çıkar. Eğer bugün parlamento ve parlamenter rejim, bir dikta rejimini tesis adına doğrudan saldırı altındaysa, parlamento da parlamenter sistem de bir savunma mevzii haline gelmiş demektir. Bu, “Mevcut olanın olduğu gibi savunulması” değil, mücadeleye “başlangıç” noktalarının doğru tespit edilmesi ve oraya yığınak yapılması anlamına gelir.
Tıpkı laiklik mücadelesi gibi, parlamentonun tasfiyesine karşı durmak da, halk egemenliğini savunmak da, artık burjuva siyasetçilerinin değil, bizim işimizdir.