Kuzey Carolina Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Zeynep Tüfekçi, Türkiye’de Twitter’a erişimin engellemesine farklı bir yorum getirdi. Tüfekçi, Türkiye’nin yasakla Kuzey Kore, Çin veya İran yerine Azerbaycan’a benzediğini belirterek, ‘Başbakan Tayyip Erdoğan sosyal medyayı kapatamayacağını biliyor. Amacıi halkı korkutarak bu mecradan uzak tutmak’ yorumunu yaptı.
‘Başka bir oyun planlanıyor’
Erdoğan’ın Twitter yasağıyla sosyal medyayı ‘şeytanlaştırmak’ istediğinin altını çizen Tüfekçi, amacın paylaşılan ses kayıtlarına dair içeriği engellemek, protestoları bastırmak gibi şeyler olmadığını ifade etti. Tüfekçi, “Başka bir oyun planlıyorlar. Bunu anlamak için Türk politikasının detaylarına, Erdoğan ve yakın çevresinin kitlesine neler söylediğine bakmak gerek” dedi.
Zeynep Tüfekçi, Twitter’a erişimin engellenmesine gerekçe olarak gösterilen Samsun’da C.K. adlı kadının ismi kullanılarak müstehcen içerikli yazı ve resimlere yer veren sahte hesaba karşı açılan davayı örnek olarak ele aldı. Yasak dayatıldığında Twitter’ın söz konusu sahte hesabı kapattığına dikkat çeken akademisyen, bu davanın hükümet yanlısı gazeteciler tarafından günlerce konuşulduğunu ifade etti. Tüfekçi’ye göre bu gazeteciler “Bakın Erdoğan o kadını kurtardı ve sizi de kurtaracak” dedi.
Sosyal medyayı kutsal alanın dışına çekiyor
Tüfekçi şöyle yazdı: “Erdoğan’ın İstanbul’daki büyük mitingi sırasında üstüne gittiği durum bu. ‘Mahkeme kararı vardı ama Twitter aldırmadı. Davayı bize getirdiler ve gereğini yaptık’ diyor.” Denizcilik, Ulaştırma ve Habercilik Bakanı Lütfi Elvan’ın da CNNTürk’e bağlandığında aynı ifadeleri kullanıdığına işaret eden Zeynep Tüfekçi “Bunların hiçbiri tesadüf değil” dedi.
Tüfekçi, “Miting boyunca Erdoğan Facebook ve YouTube da dahil olmak üzere sosyal medyanın aile değerleri için nasıl bir tehdit olduğundan bahsetti. Mahremiyeti yok ettiğini, yabancı şirketlerin ABD veya AB mahkemelerinin kararlarını dinlediğini ancak Türkiye’de tersi olduğunu anlattı. Diğer bir deyişle Erdoğan’ın stratejisi sosyal medyayı şeytanlaştırmak” ifadelerini kullandı.
Tüfekçi bu stratejiyi, ‘birliği tehdit eden, aileyi parçalayan ve toplumun dokusunu bıçak gibi kesen şeklinde nitelediği sosyal medyayı kutsal alanın dışına yerleştirmek‘ olarak tanımladı.
Azerbaycan aynısını önceden denedi
Türkiye’nin bunu deneyen ilk ülke olmadığının altını çizen Zeynep Tüfekçi, Katy Pearce ve Sarah Kendzior’un Azerbaycan üzerine yaptığı çalışmayı örnek verdi. Buna göre, Azerbaycan’da sosyal medya bu tarz bir korku tellallığı kampanyasına maruz kalıyor ve halk, refahlarına karşı tehdit olarak gördüğü sosyal medyadan uzak duruyor.
Tüfekçi bu durumu şöyle özetledi: “Azerbaycan bu kampanyayı, Türkiye’den biraz daha baskıcı şartlar altında, önceden başlattı. Sosyal medyanın birinci sırayı almasını engellemeyi başardı. Türkiye’de sosyal medya halihazırda iyice yerleşik ve sansüre karşı çıkmak bakımından muhalefet tarafından sevilen bir araç” diye yazdı.
Aynısını Gezi’de de denedi, işe yaradı
Erdoğan’ın seçimi kazanmasına yetecek kadar destekçisi olduğunu belirten Tüfekçi, kazanmaya devam etmesi için bu kitleyi sosyal medyadan uzak tutmaya ihtiyaç duyduğu tespitini yaptı. Tüfekçi, “Erdoğan, bu kitlenin yolsuzluk tapelerini duyduğunu biliyor. Ancak şu anda onlar bir ev kadınına [C.K.] porno yıldızı iftirası atan aynı kaynaklarla ilişkili” dedi.
‘Aynısını Gezi’de de yaptı’
Zeynep Tüfekçi benzer bir stratejinin yine Erdoğan tarafından [camide içki içildiği, Kabataş’ta türbanlı bir kadının saldırıya uğradığı gibi sonradan yanlış olduğu anlaşılan idddialar vasıtasıyla] Gezi eylemleri sırasında kullanıldığını ifade etti: “Bu Gezi’de işe yaradı, birçok insan Gezi’ye gitmeye korktu. İşte şimdi sosyal medyaya da bunu yapıyor. Sadece çirkin şeylerin gelebileceği bir mecra olarak resmediyor, aileye ve birliğe tehdit olduğunu söylüyor. Savaş, yolsuzluk tapelerini bastırmak ve internetin bunu yayma kabiliyeti arasında değil. Savaş Erdoğan’ın destekçilerinin kalbi va aklı için, Erdoğan’ın onları sosyal medyanın tehlikeli ve kontrol edilemez bir yer olduğuna inandırıp inandıramayacığla ilgili” diye yazdı.


