KADRİ GÜRSEL
21 Ocak Perşembe günü geçirdiği bir kalp krizi sonucunda 55 yaşında vefat eden Mustafa Koç’un, ABD’nin seçkin yüksek öğrenim kurumlarından George Washington Üniversitesi’nin işletme bölümünü bitirdiği, internet ortamında erişilebilen kayıtlarda yazıyor. Liseyi ise İsviçre’de, seçkin ve varlıklı ailelerin çocuklarını gönderdiği Lyceum Alpinum Zuoz adlı bir uluslararası özel yatılı okulda okumuş.
Önemsiz bir ayrıntı olarak görüldüğünden midir nedir, kısa yaşam öykülerinde kişinin ilkokul eğitimini nerede aldığından genellikle bahsedilmez… Ben ise Mustafa Koç’un İstanbul’da, adını bulunduğu semtten alan Maçka İlkokulu’nda okuduğunu biliyorum; çünkü kendisi ve kardeşi Ömer Koç’la aynı yıllarda o ilkokulda okudum.
Mustafa Koç benden bir üst sınıftaydı, Ömer Koç da bir alt sınıfta… Koç soyadını taşıdıkları için okulun en popüler öğrencileri idiler. Güler yüzlü ve sempatiktiler aynı zamanda.
O zamanki Maçka İlkokulu, mazisi Osmanlı İmparatorluğu’na dayanan köklü bir devlet mektebiydi. Benim okuduğum 1967-72 döneminde, 1870’te yapılmış iki katlı kagir bir binada hizmet vermekteydi. Hocalarımız gayet nitelikli idiler. O zamanların Türkiye’sinde bir devlet okulunun verebileceği en kaliteli eğitimi üstelik de bedava olarak aldık. Dolayısıyla, Koç ailesinin çocuklarını bu okula kaydettirmiş olması, Mustafa Koç’un daha sonra devam ettiği eğitim kurumlarının seçkinliği ya da seçkinciliğiyle mukayese edildiğinde bir tezat teşkil etmiyor.
‘Eğitimde fırsat eşitliği’nin tezahürü
Maçka İlkokulu, Koç’ların yanı sıra şehrin birçok kalburüstü ailesinin çocukları için tercihiydi. Misal, benim sınıfımda Karacan, Yalman ve Uzel’lerin yanı sıra varlıklı Musevi ailelerin çocukları da vardı.
Ama dedim ya devlet okuluydu; haliyle parasız eğitim veriyordu ve kapısı herkese, velhasıl bütün sosyal tabakalardan ailelerin çocuklarına açıktı. İşte bu sayede o zengin çocukları, hem de Koç’lar gibi Türkiye’nin en kudretli ailesinin çocukları, semtin küçük esnaf, memur, kapıcı, ezcümle dar gelirli çevresinden çocuklarla aynı sınıfı paylaşarak beş yıl okur ve sonra burada aldıkları eğitim sayesinde yabancı özel okullardan birinin sınavını rahatlıkla kazanıp kendi sosyal tabakalarının muhkem mevkilerine çekilirlerdi.
O zamanlar zenginlerin tercih edebileceği özel okul alternatifleri bulunmasına rağmen, Mustafa Koç’u devlet okulunda halk çocuklarıyla aynı sınıfta okutabilmek eksiklik ve hataları yüzünden beğenmediğimiz cumhuriyetin bir başarısıydı.
Farklı sosyal sınıf ve kültürel çevrelerden çocukların birlikte eğitim görmeleri, bireyin gelişimine sağladığı katkı açısından değeri yaşadıkça anlaşılacak bir toplumsal tecrübeydi kuşkusuz.
Bu iç içe olma halini, ‘eğitimde fırsat eşitliği’nin tezahürü olarak da görebilirdik.
Mustafa Koç’la toplantılarda sadece birkaç kez karşılaşmışızdır. Yetişkin halini tanıma imkanım olmadı ama kalender ve mütevazı bir insan olduğu söylenirdi. Cumhuriyetin Maçka İlkokulu’nda meydana getirdiği müstesna başarının, Mustafa Koç’un hayata ve insanlara bakışında müspet bir payı olmuştur diye varsayıyorum.
Evet, dediğim gibi cumhuriyet eksikti, yanlışları çoktu ama Mustafa Koç’un vefatının bana hatırlattığı işte böyle hasletleri de vardı.
Ya bugün?
Bir de ülkenin bugünkü haline bakalım…
Bugün Koç’lar toplamda hala Türkiye’nin en zengin ailesi. Çocuklarını, bir başka deyişle dördüncü nesli, bundan yarım asır önce Rahmi Bey’in yaptığı gibi devlet okuluna gönül rahatlığıyla teslim edebilirler mi?
Bugünkü devlet okulları, ne Koç’lar ne de Türkiye’nin diğer zengin aileleri açısından çocukları için iyi bir eğitimin başlangıç adresi olabilir. Çünkü devlet okullarında eğitim, kalite, verimlilik ve vizyon bakımlarından çökmüş durumda.
Artık devlet okullarında verilen eğitim dar gelirliler için sınıf atlamanın ilk basamağı olamıyor. Bu eğitim, ömür boyu düşük ücret karşılığında çalışmaya mahkum niteliksiz bir işgücü ordusunun temelini atmaya yarıyor sadece…
Bu bir toplumsal felakettir. Cumhuriyetin eşitlik ilkesinin eğitim alanındaki tükenişidir.
Baş sorumlu AKP
Karanlık tablonun baş sorumlusu, iktidarda 13 yılı geride bırakan AKP’dir tabii ki.
Bu iktidarın ‘dindar nesil’ yetiştirmeye öncelik verip eğitimi de bu amaca hizmet eden bir toplum mühendisliği vasıtası olarak kullanması, esas sorundur.
Bu ısrar, Türkiye’nin mahalle ve işyerlerinde yaşanan sosyokültürel ayrışmanın bir benzerini eş zamanlı olarak okullara da taşıdı. Bilimsel dünya görüşüne sırtını dönmüş bu hakim iktidar zihniyetinin eğitimdeki manipülasyonu devlet okullarının kalitesini daha da düşürdü.
Neticede yoksullar, devlet okullarıyla Cemaat okulları arasında tercihe zorlandı.
Koç’un vefatı, cumhuriyetin ölümü
Kentli orta sınıflar, çocuklarının hayatı devlet okullarındaki kalitesizlik yüzünden kararmasın diye, laik, modern ve nitelikli eğitim verildiğine inandıkları özel okullara her yıl çuvalla para ödemeye mecbur bırakıldı. Zenginler ise kendi okullarını bile kurup çocuklarını da oraya yollayabilirdi…
Nitekim araştırdım; Maçka İlkokulu mezunu merhum Mustafa Koç, kızları Esra ve Aylin’i Koç grubu bünyesindeki ‘Koç Özel İlköğretim Okulu’na göndermişti.
Cumhuriyet çocuğu Mustafa Koç’un zamansız vefatı bana cumhuriyetin ölümünü hatırlattı.
Geride bıraktıklarının acısını paylaşır, kederli ailesine başsağlığı ve sabır dilerim.