Yeni bir savaş çıkarsa, hiç kuşkunuz olmasın, Türkiye ondan da etkilenecektir.
Olumlu olarak da etkilenebiliriz, olumsuz da… Çoğu kere ‘olumlu’ etkileneceğimiz beklentisiyle savaşlara katıldık, ama kaybeden biz olduk…
100 yıl sonrasından geriye dönük değerlendirmeler yapıldığında insanlar ve dönemle ilgili hayli acımasız olunabiliyor. Balkan Savaşı’na girişimizin padişahın irade zayıflığına, 1. Dünya Savaşı’na katılmamızın ise İttihat Terakki’nin maceracılığına bağlanması gibi…
Oysa, kararı verenler, bunu vatanı sevmedikleri, ‘Biraz küçülelim’ diye düşündükleri için yapmıyor. Sonuçlara bakarak niyetleri değerlendirmek akıllıca olmaz. Talat-Cemal- Enver üçlüsü, bir gün öncesinde Alman bayrağı taşıyan zırhlıları Osmanlı bayrağıyla donatıp Karadeniz’deki Rus limanlarını top ateşine tutmaya gönderdiğinde, mehter takımı, İstanbul’da ‘Alalım düşmandan eski yerleri’ marşını çalıyordu.
Büyütmeyi amaçlarken küçültüldü ülkemiz… Bunu yapanlar da, onları yazıları ve hitaplarıyla destekleyenler de bayağı ‘vatansever’ insanlardı.
Fetihler dönemi kapandıktan sonra girilen bütün savaşlarda kaybettik; çünkü o savaşlar zaten bizim kaybetmemiz amacıyla çıkarılmışlardı.
‘Kâr-zarar’ hesabında -demokrasiye geçişe vesile olması sebebiyle- terazinin lehimize sonuç verdiği tek savaş sayılabilecek 2. Dünya Savaşı’na ise hiç bulaşmadık.
‘Savaş çıkar mı?’ sorusunun cevabı bu tahlilin içerisinde, ama özetleyeyim: Eğer hâlâ kaybedeceğimiz bir şeyler kaldıysa savaş çıkma ihtimali vardır…