Benim AK Parti’yle muhabbetim bu anlamda farklıdır. Muhafazakârları tanıdıkça onlarla ortak değerlerimin daha çok olduğunu fark ediyordum. Sözde laiklerin materyalistliği, inançlılara dönük içi boş cahilce kibirleri bana uzaktı.
Hıristiyan/Ermeni olduğumuz için bizi otomatik olarak Batılı, modern veya jakoben farz etmeleri de ne kadar cahil olduklarını gösteriyordu.
Ne yalan söyleyeyim; ülkenin ihtiyacı olan demokratik, ekonomik ve sosyal reformların dindarlardan geliyor olması beni müthiş keyiflendiriyordu.
Başını örten, eve ayakkabılarını çıkararak giren, horlanmış, dışlanmış bu insanlar Türkiye’yi ve bölgeyi değiştirirken, hem romanımda kurguladığım reformları yapıyor, hem de kimliklerinden taviz vermiyorlardı.