Türkiye'deki müstebitlere bir hatırlatma: Gazeteciler yalnız değildir
T

 

Kadri Gursel kelle sbKADRİ GÜRSEL

kadrigursel@diken.com.tr

120’den fazla ülkeden önde gelen gazetecilerin basın özgürlüğünü dünyanın her yerinde savunmak üzere çatısı altında toplandıkları Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Viyana’daki merkezinden 17 Ekim Cumartesi günü yapılan açıklama şu paragrafla başlıyordu: “Uluslararası Basın Enstitüsü, Türkiye’de giderek kısıtlanmakta olan basın özgürlüğünün durumu ve bunun  önümüzdeki 1 Kasım genel seçimlerine olası etkisi karşısında Türkiye’ye önümüzdeki hafta acil bir basın özgürlüğü misyonu ziyaretinin düzenlenmesi için uluslararası fikir özgürlüğü kuruluşlarının bir koalisyon oluşturduğunu duyurur.”

Müstebitlere bir hatırlatma

Ortak heyeti oluşturan yedi uluslararası basın ve ifade özgürlüğü kuruluşunun üst düzeyli temsilcileri, geçen Eylül ortasında karar vererek organize ettikleri üç günlük acil Türkiye misyonunu, 19 Ekim Pazartesi günü İstanbul’da Cumhuriyet gazetesine yaptıkları ziyaretle başlattı. Heyette IPI’ın yanı sıra Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Uluslararası Gazeteciler Federasyonu/Avrupa Gazeteciler Federasyonu (IFJ/EFJ), Article 19, Index on Censorship (Sansür Endeksi) ve Etik Gazetecilik Ağı (Ethical Journalism Network) temsil ediliyor.

Uluslararası kuruluşlar Türkiye’de iktidarın zulmü altındaki gazeteciler ve medya kuruluşlarıyla dayanışmayı amaçlıyor… Rejimin mağdur ettiği gazetecilere yalnız olmadıklarını göstermek istiyor ve tabii ki onları mağdur eden müstebitlere de meslektaşlarının arkasında durduklarını hatırlatmayı hedefliyorlar.

En geniş katılımlı ortak ziyaret

Gaye aynı zamanda, Türkiye’de basın özgürlüğünün düşürüldüğü feci durumdan dünyanın daha fazla haberdar olmasını sağlamak, olan bitene dikkat çekmek.

Bu, uluslararası basın özgürlüğü kuruluşlarının Türkiye’ye düzenlediği gelmiş geçmiş en geniş katılımlı ortak ziyaret.

Bunun temsil gücü en yüksek heyet olmasının nedeni de basit: İktidar, kendisinden bağımsız medyaya ve gazetecilere baskısını 1 Kasım seçimleri öncesinde görülmemiş biçimde artırdı da ondan. Erdoğan rejimi kendisinden olmayan medyayı susturduğu ve haberciliği yapılamaz hale getirdiği nispette seçimde arzu ettiği sonuca yaklaşabileceğini düşünüyor. Erdoğan’a hakaret davalarındaki patlamada, medya kuruluşlarına ve gazetecilere düzenlenen fiziksel saldırılarda, polis baskınlarında, yayın yasaklarında, sansür kararlarında hep bu yaklaşımın etkisi var.

Erdoğan rejimi bunların neticesinde, dünyada bilinen hemen bütün uluslararası basın özgürlüğü kuruluşlarını acil bir Türkiye misyonu çerçevesinde birleştirmeyi başarmış oldu. Türkiye’yi izleyenler, 7 Haziran seçimlerinin ardından, özellikle de Eylül ayından itibaren rejimden bağımsız medya kuruluşlarına ve gazetecilere yönelik saldırıların seçimle alakalı olarak tırmandırıldığının farkında.

IPI Direktörü Barbara Trionfi 17 Ekim tarihli açıklamasında bu hususa dikkat çekti, bu ortak basın özgürlüğü heyetinin aynı zamanda, ‘seçmenlerin gelecekleri hakkındaki tercihlerini bilgilenerek oluşturmaları için medyanın özgür habercilik yapmasına izin verilmesini talep ettiğini’ söyledi.

Sembol isimlerle buluşma

Türkiye’yi ziyaret eden yedi uluslararası basın özgürlüğü kuruluşunun temsilcileri, rejim tarafından farklı biçimlerde mağdur edilen medya kuruluşu ve gazetecileri temsilen belirledikleri sembol isimlerle 19 Ekim Pazartesi günü İstanbul’da temaslarda bulundu.

Heyet, sansür, yıldırma ve susturma amaçlı davaların tüm mağdurlarına desteğini Cumhuriyet’i ziyaret ederek gösterdi. Ardından Hürriyet’e yapılan ziyaret, fiziksel saldırıya uğrayan medya kuruluşlarına moral destek vermeyi amaçlıyordu. Fiziksel saldırıya uğrayan Ahmet Hakan’ı evinde ziyaret eden heyet, Erdoğan’a hakaret davalarının mağdurlarına desteğini de Hasan Cemal’le görüşerek ifade etti.

Heyet 20 Ekim salı günü Ankara’da siyaset ve diplomasi çevreleriyle görüşecek. Heyetin programı Çarşamba günü İstanbul’da baskı altındaki medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleri ve yazı işleri müdürleriyle yapacakları toplantının ardından düzenleyecekleri ortak basın toplantısıyla sona erecek.

Bu rejim uluslararası saygınlık ve itibarını dert ediyorsa, bunu gazetecilere zulmederken koruyamayacağını anlamalı.