Türkiye ‘Suriyeli mülteciler’ meselesinde, hakikaten bir ‘insanlık timsali’ olarak parlayabilirdi. 2 milyon mülteciyi kabul etmek, esasen öyle bir şeydir çünkü.
Ama o ‘kalp’, aynı zamanda Suriye’yi yaran, kanatan, katleden vahşetin bir parçası, bir aktörü olmakla kirleniyor. TIR’ların tekerlek izleriyle, canlı bombaları eyleme kadar yakalayamayacak denli titiz demokratik hukuk devleti karikatürüyle de.
…“Al 3 milyar avroyu. Biraz da AB’cilik, fasılcılık oynayalım yine; belki sizinkilere, önce işadamı, öğrenci olmak üzere vize kolaylığı da yaparız gülüm” diyen Merkeller, bunları demekte dahi zorlanan sözde sosyalist Hollande gibiler, hem mültecileri, hem Türkiye’yi aşağılıyor esasında.
“Mülteci akınını engelle, içeride ne yersen ye” diyen bir ‘Evrensel menfaat beyannamesi’ işte. Ah Türkiye… Kendi iç nefretini susturabilmiş olsaydın, kendi tarihsel nefretlerini aşmış olabilseydin…
2 milyon mülteciyle, başka bir şey anlatıyor olurdun dünyaya. 3 milyar avro…Biraz vize… Biraz fasıl… Pilav üstü az insan hakkı. O benim işte!