Mehmet Y. Yılmaz: Ülkesinde gizlice gezen Başbakan, 'Terörün belini kırdık' deyince komik oluyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Davutoğlu, New York’ta başlattığı “Terörün belini kırdık” konuşmalarına yine New York’ta devam etti. Bu kez PKK’ya karşı mücadeledeki “dört hedeften” söz etti ve “Tayin edilen hedeflere ulaştık, PKK’nın belini kırdık” dedi.

Bu haber, artık ölümlerin durmasını, silahların susmasını isteyen herkesi sevindirir elbette ama acaba gerçekten öyle mi? Hatırlayacaksınız, bayramda kimseye haber vermeden Konya’dan Diyarbakır’a gitti. Bayram namazının ardından Van’a uçtu, oradan helikopterle Yüksekova’ya gitti.

Akif Beki, bu trafiğin nasıl cereyan ettiğini Başbakan’dan uçakta dinlemiş, Hürriyet’teki köşesinde şöyle aktardı: “Baştan sona gizli icra edilmişti bu operasyon, ön duyurusuz. Başbakan en yakınlarından bile nasıl sakladığını anlatmaya başladı. Konyalılar, Konya’da geceleyeceğini sanıyormuş. Uçağa binen refakatçi ekibin çoğuna bile Diyarbakır’a gideceği söylenmemiş. Kalkıştan sonra öğrenmişler bu hassas bilgiyi. Yüksekova’yı ise çok dar bir kadro, Genelkurmay Başkanı ile yakın çalışma arkadaşlarından bir-iki kişi hariç kimse bilmiyormuş. Her aşamada, sadece o aşamada görevli olanlar bilgilendirilerek yürütülmüş. Ve hep son dakikada. Diyarbakır’dan uçak havalandığında Başbakan’ın Ankara’ya yol aldığı zannediliyormuş mesela. Oysa havada burnu Van’a çevrilmiş ama Van’dakilere de haber edilmemiş bu rota.”

Gazetelerde Irak’taki askerleri ziyarete giden ABD başkanlarının, dışişleri bakanlarının böyle yaptıklarını okuyorduk ama ilk kez bir Başbakan kendi ülkesinde böyle gizlilikle hareket etmek zorunda kalıyor.

Neden böyle davrandığını anlamak mümkün ve elbette Başbakan’ın can güvenliği bütün ülke için çok önemli. Ama o zaman çıkıp da “Belini kırdık” diye konuşunca da komik oluyor doğrusu.

Mehmet Y. Yılmaz’ın yazısı