Abdullah Gül, uzun bir aradan sonra ilk kez televizyona çıktığında İstanbul’daydım. Cumhurbaşkanlığı sona erdikten sonra kendisiyle birkaç kez görüşmüştüm. Televizyonda anlattıkları benim açımdan hayli tanıdıktı.
Gül’ün perşembe akşamı söylediklerinden daha öteye ‘eleştirel’ görüşler taşıdığını biliyorum. Ancak, beklediğimden daha öteye geçen bir ‘içerikte’ konuştu.
Onunla yakınlıklarından ötürü şunun şurasında bir hafta önce AKP Kongresi’nde MKYK listesi dışına çıkarılmış olan ve aday listelerinde yer almaları söz konusu olmayan bazı isimlerin –Ali Babacan ve Beşir Atalay başta olmak üzere- ‘liste başı’ olarak ilan edilmiş olmalarını nasıl açıklamak gerekir?
Eğer, Tayyip Erdoğan’ın AKP Yönetimi’ni Ahmet Davutoğlu’na rağmen kendi bildiği gibi oluştururken, ‘Gül ve yakınları’nı ‘tasfiye ederken’ birkaç gün içinde ortaya çıkan bu tablonun anlamı nedir?
Muhtemelen Abdullah Gül’ün televizyona çıkma zamanlaması ve konuşma içeriğinin yanı sıra, AKP Kongre sonuçlarının ‘AKP camiası’nda yarattığı sarsıntının yol açacağı oy kaybının göze alınamayacak noktaya ulaşması…
…Kısacası, AKP listesindeki ‘aday soykırımı’ partinin kongresinden bir hafta sonra geldiği noktada ‘gücü’nü değil tam tersine ‘zaafı’nı yansıtıyor. Abdullah Gül, konuşmasıyla ‘liste değişikliği zorunluluğu’nu tetiklemiş oldu.
Şimdi sıra, 7 Haziran’da olduğu gibi, hatta daha da ağır bir ‘seçim başarısızlığı’nda.
Doğru dürüst bir seçim olması kaydıyla, Erdoğan ve AKP hesabına bir ‘seçim başarısızlığı’nın nelere gebe olabileceğini, son 48 saatten beri daha net görebiliyoruz.
Türkiye’nin selameti ‘tek adam’ hülyalarının ve ‘tek başına AKP iktidarı’nın son bulmasında…