Kürt siyaseti, “aramızda ayrışma yok, bu düşman propagandası” deyip duruyor, ama HDP’ye karşı tutumları açık bir ayrışmanın altını çizmiş olmuyor mu?
İktidar çevreleri, “aslında Öcalan hem Kandil, hem HDP’den rahatsız” diyerek, Kandil’in ve HDP’nin zayıflatılması sürecine liderlerinin kayıtsız olduğunu, hatta daha fazlasını ima edip duruyor. Ya liderleri gerçekten rahatsızsa, onların aralarındaki “iletişim sorunu” bize savaş ve ölüm olarak geri dönüyorsa?
Veya, ya iktidar da, Kürt siyaseti de yürüttükleri süreçte savaşı geçici bir taktik hamle olarak görüyor, bunca barış vaadinden sonra dahi, göz göre göre gençleri ölüme gönderiyorsa?
Bizim kafamızdaki sorular bunlar, bu sorulara iktidar yetkililerinin verdiği cevaplar ise oldukça “zihin açıcı”, ama fazlasıyla mide bulandırıcı.
Devlet, kudret aklı gibi pazarlanan, aslında ölüm üzerinden oynanan kirli bir oyunun itirafı. Barışla, demokrasi ile yönetmeyi başaramadılar, yetmedi, yaptıkları kirli hesaplar da tutmadı, ülkeyi kana boğdular, şimdi utanıp sıkılmak yerine hâlâ oyun kurma iddiasında fetva veriyorlar. İktidar yetkililerinden bize ulaştırılan sadece bu.
Diğer taraftan, Kürt siyasetinin de bize “barış” borcu var. Barış sürecine yapılan eleştirileri iktidar “barış karşıtlığı” diye yaftalayıp sustururken, benzer bir tutum takındılar, barış adına çoğu zaman sustuk.
Demek ki, onlar da ne yaptıklarını bilmiyormuş, sonuç ortada; ama bu sonucun sorumluluğunun üzerlerine düşen kısmını yüklenmek zorundalar. Bize barış borçlular, işe seçimlerin güvenliği konusunu bahane edecek iktidara gerekçe oluşturmamakla başlayabilirler.