'Vangelis hoca'ya kişisel bir veda: Tarihte yenilen kahramanların olduğunu hatırladım

 

 

CEM MERT DALLI

Vangelis hocayı tanıyanlar, onun bir süredir cilt kanseriyle mücadele ettiğini biliyordu ama konuştuğum herkes, eninde sonunda bu hastalığı atlatacağına gönülden inanıyordu.

Kimse yakınındakilere ölümü konduramaz ama böylesine kararlı, dirayetli ve neşeli bir insanın bunun da üstesinden geleceğini düşünüyordu. Sağlığında sempatik görüntüsüyle, gülen yüzüyle, her daim var olan enerjisiyle ‘Super Mario’ya benzettiğimi birkaç yakın arkadaşıma söylediğim bu benzersiz insan için aksinin gerçekleşebileceğini ihtimal vermiyordum.

Tarihte yenilen kahramanların olduğunu hatırladım

‘Super Mario’nun hiçbir zaman yenilmediğini, tökezlediğinde en baştan başlasa da sorunun üstesinden geldiğini düşünürdüm ama Vangelis hoca bana tarihte yenilen kahramanların da olduğunu bir kez daha hatırlattı bu sabah.

Vangelis hocayla benim gibi birçok öğrencinin tanışıklığı, tarih bölümü öğrencilerinin ilk yılında aldığı iki dönemlik ‘Historical Method and Thought’ başlıklı derse dayanıyor. Vangelis hocanın beş veya altı yıl boyunca verdiği bu ders, tarihe ve sosyal bilimlere olan aşinalığı birkaç medyatik isimle sınırlı olan öğrencilere tarihin ne olduğunu, siyasal ve toplumsal işlevini, belirli kavramları ve zaman içindeki dönüşümlerini, hatırlama pratiklerini öğretmeyi amaçlıyordu.

Böylesine temel meselelere değindiği, bilgiden çok bir düşünme biçimini öğrenciye aktarmaya çalıştığı için bu dersin, öğrencilerin düşünce yapısının oluşmasında ve perspektifini geliştirmesinde önemli bir yer tuttuğunu düşünürüm hep.

Esasen bu dersi özel kılan, anlattığı fikirleri yaşamdan soyutlamadan birkaç örnekle öğrenciye anlatan, Tarih Vakfı’nda veya Boğaziçi’nde yaptığı işlerle fikirlerini eyleme döken, öğrencileriyle kurduğu ilişki biçimiyle herkesi kendine hayran kılan Vangelis hocaydı.

Bu dersi verdiği son yıl tanışma fırsatı bulduğum Vangelis hoca, ilk derste ders anlatmak yerine tarihin ne olduğu üzerine birkaç soru sordu, hiç müdahale etmeden bir veya iki saat boyunca, dersin bitimine 5-10 dakika kalıncaya kadar yalnızca öğrencilerin görüşlerini dinledi.

‘İlgilenebileceğini düşündüm’

Tarihin mutlak doğruları olan bir bilim olmadığını, hayatın her alanında var olabileceğine dair birkaç söz söyledi ama her şeyden önemlisi, o günden itibaren öğrencilerini ve etrafındaki insanları her zaman dinlediğine tanık oldum.

Mesafesini her daim koruyarak öğrencileriyle iletişim kuran, dersin ötesine geçen bir dünya görüşünün var olduğunu göstermeye çalışan, her fırsatta etrafındakileri toplantılara, sergilere çağıran biri oldu. Bunu öğrencinin özel alanına saygı duyan bir dille yapar, bir dayatmaya dönüştürmeden kibarca “İlgilenebileceğini düşündüm” derdi.

Bir gün babasının mesleğini soranlara, ‘hikayeci öğretmen’ dediğini söylemişti; tam da öyleydi. Her daim anlatacak bir hikayesi olan, bu hikayelerini anlatırken bir şeyler de öğreten, paylaşan bir insandı. Bir yerlerde saklı kalmış, neşeli insanların yaptığı ‘güleryüzlü tarihçiliğin’ mümkün olduğunu, son yıllarda Boğaziçi’ne yolu düşenler onu tanıyınca fark etti.

Ölümünün ardından mezun olacak öğrencilere yolladığı son maili epey paylaşıldı. Vangelis hoca, bu mailin sonunda, okulda geçen yılların ardından öğrencilerin bazı temel doğruları fark etmiş olmalarını umduğunu yazmış. Öğrencilerine kendileri kadar başkalarının da hayatına, fikirlerine ve duygularına duymalarını, eleştirel olmadan –özellikle de otoriteyi temsil edenlerin- söylediklerini kabullenmemeyi, kendi yollarını çizmeden önce bu yoldan gitmiş insanları dinlediklerinde her zaman daha iyiyi yapabileceklerini, yaşıtlarıyla fikirlerini ve duygularını paylaşmayı, dayanışma ilişkilerini ve kolektif tavırlarını sürdürmelerini öğütlemiş.

Tarihin değil insanın doğruları

Bu satırları okuyan benim gibi birçok kimse, öğrencilerinden kendisi gibi olmalarını mı beklediği yoksa ilkeli davranmayı mı tavsiye ettiği arasında kalmıştır ama sanıyorum ki ikisi arasındaki fark yok denecek kadar az.

Vangelis hoca tarihin doğrularının olmadığını öğrettiği gibi, kişiliği ve fikirleriyle insanın doğruları olduğunu gösterdi bize. Canın kıymetini bilmenin, madunların derdini kendine dert edinmenin, tarihçilikte veya başka bir alanda sesi duyulmayanların sesini duymanın önemini aktardı hep.

Bugünün tarihini yazmaktan bahsediyordu ya, “Kim var idi biz burada yoğ iken” diye soranlara ilk onun adını söylemek gerek.

Özlemle anarak.